KapakRöportaj

Çobanlığın Pratiği Beşikten Başlıyor

Doktora çalışmasını Sarıkeçililer üzerine yapan ve 2009-2011 yılları arasında konargöçer hayatı yaşayan antropolog Ayşe Hilal Tuztaş Horzumlu ile çoban, konargöçer hayat tarzı ve keçiler hakkında konuştuk.

Çoban kimdir ve nasıl çoban olunur?

Sarıkeçililerin hayatında herkes çoban, 7/24 hayvancılık ile uğraşıyorlar. Çobanlığın pratiği beşikten başlıyor. Çocuk, anne sırtında keçi otlatmaya gidiyor. Beş yaşındaki çocuğa bir oğlağın annesi sorulduğunda, keçinin hangisi olduğunu ismini biliyor.

O yaşta dahi sürünün içerisinde böyle bir hâkimiyet var. Sürüyü çevirip gelebiliyor. 7-8 yaşlarında artık tek başına iş yapabiliyor.15-16 yaşına geldiğinde ise sürüyü tek başına idare edebiliyor.

Sürü yöneticiliği ile yeni çobanlar yetiştirilmeye çalışılıyor, sizce mümkün mü?

Çoban sürüsünü başkasına emanet etmez. Sürü yöneticiliği, birkaç sürüye bakan çobanlara yönelik düzenlenmiş, daha çok ticari amaçlı bir sertifika olarak görülebilir. Bu göçerlerin hayatına uymuyor. Ancak köylerde sürüler birleştiriliyor, başına bir çoban gerekiyor, bu duruma daha uygun. Sürü yöneticiliği sertifikasını, herkes alabilir. Ancak bu çoban olduğu anlamına gelmez.

İnsanlar şehirde asgari ücrete 800-900 liraya çalışıyor yine de çobanlığı tercih etmiyor. İnsanlar niye çobanlık yapmak istemiyorlar?

Mesele çobanlık yapamamaktan ziyade daha çok sorumluluk almayı istememekle alakalı. Çünkü 200-300 hayvanlı bir sürünün mesuliyetini almak kolay değil. Çobanlık 7-15 yaş arasında tecrübe ve gözlem ile öğrenilen bir meslek. Sürüyü tanımadan ona çobanlık yapmak zor ve hayvanların kaybı durumunda ‘sahibine nasıl hesap vereceğim’ sorusu insanları düşündürüyor. Çoban sadece hayvan yetiştiriciliği olarak görülmemeli, çoban sürünün her şeyine hâkim bir kumandan gibi düşünülmeli.

Biraz abartıyor muyuz, neticede koyun ve keçiden bahsediyoruz?

Hayır abartmıyoruz. Çoban her şartta sürüsüne hakim olmak zorunda. Çekirdekten yetişen bir çobanın beş duyu hâkimiyeti çok iyi gelişmiştir. Hayvan isimleri bir yana 1000 keçilik bir sürünün takibini yapabilir. Hatta bir kurt saldırısı sırasında keçinin bağırmasından onun hangi keçi olduğunu tahmin edebiliyor. Göçerler, çobanlığı informal eğitim şeklinde pratik yaparak, sürünün içinde öğreniyor. Çocuk 7-8 yaşında çobanın yanında sürü otlatmaya gidiyor. Babası bir şey söylüyor aklında kalıyor, sürüdeki hayvanların hareketlerini de devamlı gözlemliyor. Geçmişte yaşanılan olaylardan, hikâyelerden duydukları da bir hafıza oluşturuyor. Öğrendiği ve gördüğü şeyi hemen her gün uygulayabiliyor. Üst üste biriken bu bilgi sayesinde çobanlık eğitimini farkında olmadan almış oluyor. 15 yaşına geldiğinde bir sürüyü tek başına idare edebilecek duruma geliyor. Yörükler veya göçerler sürüyü idare edemeyene iş mi verilir, devlet mi teslim edilir derler. Bu durumda 15 yaşında bir genç bunu yerine getirmiş olabiliyor.

Çobanlığa bu kadar erken başlayan birinin eğitim hayatı ne oluyor?

Aileler göçe çıktıkları zaman bırakacak yerleri olmadığından çocuklarını okuldan almak zorunda kalıyorlar. Bu durumda çocuklar, 3-4 ay okulda verilen eğitimden uzak kalmış oluyorlar.

Bu durumu yaşamamak için göçerler çocuklarını tanıdıklarının yanına, eşe, dosta bırakıyorlar.

O zaman da çocuklar ailelerinden uzakta rahat edemiyorlar.

400-500 kilometrelik göçe katılmış biri olarak güzergâh boyunca çobanlara bakışı nasıl gözlemlediniz?

Aslında köylüler göçerlerden, göçerler de köylülerden istifade ediyorlar. Mersin Bozyazı’dan Konya Seydişehir’e kadar 60 gün süren bir göç sırasında yörüklerin konak/konalga dedikleri yerler genelde köy sınırlarına yakın olur. Eğer o
konalganın bulunduğu köyde muhtar, göçerlerin konaklamasını istemezse bir sonraki konalgaya yürümek zorundalar. Diğer köy de istemezse yine yürümek mecburiyetindeler.

Osmanlılar devrinde bir yörüğün aynı yerde en fazla 3 gün konaklama hakkı varmış. Şimdilerde ise bu karar muhtarların insafına kalmış durumda. Yörük bir yerde fazla kalırsa muhtar ya gitmesini ya da köye para vermesini istiyor. Ancak yörük her konalgada para öderse, nasıl geçinir bunun hesabını kimse yapmıyor açıkçası. Herkes kendi açısından değerlendiriyor, empati yapmıyor.

Köylülerle göçerler arasında problem oluyor mu?

1850’li yıllarda ve sonrasında yapılan arazi kanunnameleri ile bütün meralar köy sınırlarına dahil edilmiş ve göçerler meralar için otlak parası ödemeye mecbur bırakılmış. Günümüzde ise mera alanları gittikçe daralıyor bu durumda rekabet doğuruyor. Muhtarlar da merayı açık artırma yöntemi ile en yüksek parayı teklif edene veriyor.

Son zamanlarda konuşulan göçebelerin iskânı meselesi var.

İskân stratejisi göçerlerde iki yönlü devam ediyor. Bazıları iskâna meylediyorlar. Sebebi ise eğitim ve sağlık. 1980’lerde Karaman’da 22 blok 88 hak sahibi köy tipi yerleşmeden ziyade sadece ev tipi yerleşime tabi tutuluyorlar. Ancak iskân olanların aklı dağda kalıyor. Bozkırın ortasında iş bulup gelir elde edemiyorlar, yerleşirken sattıkları hayvanların parası da bir iki yılda bitiyor. Ayrıca hayat tarzları da bozuluyor.“Televizyon karşısında, evi beklemekten başka bir şey yaptığımız yok.” diyorlar.

Şayet iskan olur da göç biterse çobanlık da biter mi?

Sarıkeçililerde aile hep birlikte göçüyor.

Sürü yöneticiliği denilen ticari çobanlık da ise sadeceçoban göç ediyor. Göçer ise evini yanına alarak mekan değiştiriyor. Türkiye yüzölçümü küçük bir ülke değil. Herkese yetecek kadar alan var. Gerekli düzenlemelerle göçerlere de, çobanlara da yetecek alan bulmak zor olmasa gerek. Diğer önemli bir konu da göçerliğin sonlanmasının kıl keçinin ırkının kaybolması anlamına da gelebileceği. Unutulmaması gerekir ki keçinin bu şartlarda yaşayabilmesi göçerliğin varlığına bağlı.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu