Sağlıklı Hayat

Hızlı Tüketen, Hızlı Tükenen Bir Nesil

Tüketim Toplumu Analizi

Teknolojinin gelişmesi, bize en çok hızlı olmayı öğretti ya da dayattı. Birçok alanda hızlı olmanın faydasını bizzat gördük. Ama yemek yerken hızlı olmak fayda yerine hastalık getiriyor.

Son zamanlarda bir davranış kirliliği oluştu. “Tüketme” kirliliği. Sağlıklı bir şeyi doktor bile tavsiye ederken “tüketin” diyor. Sadece “tüketin”. Ama tüketirken “tükeniyorsunuz” demiyor. Bu tüketilen yemek, gıda, besin veya ilaç olabilir. Tüketin ifadesi, günümüzde yanlış kullanılan bir tabirdir.

Tüketmek, başka bir şeyi üreten için kullanılır. Bu, gıdada düşünüldüğünde et ve süt üreten canlılar anlaşılabilir. Tüketin, süt ya da et üretin gibi. Ancak insan, şifa niyetine yiyebilir ya da
beslenebilir.

Görüldüğü gibi beslenmeyi oluşturan gıdalar, aileyi oluşturan faktörlerin başında yer almaktadır. Aile, hazır gıdalara ve ayaküstü atıştırmalara ne kadar meylederse sağlık sorunları o düzeyde artar. Özellikle ilköğretim ve lise gibi gelişim çağındaki çocuklar için, beslenme büyük önem taşıyor. Çünkü uzmanlar, ailede başlayan ayaküstü beslenme de diyebileceğimiz yeniçağın bu yeni yemek kültürü neticesinde, yüksek kalorili ve düşük vitaminli yiyeceklerin hayatımıza girdiğini ve onarılmaz sağlık sorunlarını da beraberinde getirdiğini belirtiyorlar.

 Tüketim, Tüketin, Tükenin…

Her bulduğunu bulduğu yerde tüketmeyi alışkanlık haline getiren genç nesil, yavaş yavaş tükeniyor.  Çocuklar ve gençler tarafından sürekli bir seçim haline gelen fast food tarzı beslenme, şişmanlığın ve kronik rahatsızlıkların başta gelen sebebi. Bu hastalıklar daha genç yaşta insanları tüketiyor. Yapılan araştırmalar her on çocuktan ikisinin obezite hastalığına yakalandığını belgelemiş durumda. Nitekim bu oran da geçmiş yıllara nazaran her geçen gün artıyor. Çocukluk çağında tercih edilen bu tarz beslenme şekilleri, ilerleyen yaşlarda şeker hastalığı, uykusuzluk, tansiyon, bağışıklık sistemi bozuklukları ve kolay kemik kırılması gibi birçok hastalığın davetçisi oluyor.

Fast food sektörünün hedef kitlesinin çocuklar olması sebebiyle reklamlar da göz alıcı oluyor.  Zihinleri ve bedenleri güçlendirdiği iddiaları ile kanalları süsleyen fast food tarzı yiyecekler, “çocuklara özel mönüler” ile ailelerin ve çocukların zihinlerine sürekli bombardıman yaparak,  kendini kolayca kabul ettiriyor. Ne yazık ki önerilen yiyecekler arasında portakala, üzüme, domatese, elmaya ya da fasulyeye rastlayamazsınız. Israrla tanıtılan bu yiyecekler doymuş yağlarla donatılmış hamburger, cips, gofret, kola, meyve suları gibi sağlığı derinden etkileyen yiyecek ve içecekler gibi genç bedenleri çok hızlı tüketecek besinlerdir.

Tüketme Kültürünü,  Aile Değiştirecek

“Ne bulursan tüket” kültürünü yıkıp yerine, düzenli beslenme alışkanlığının getirileceği yer ailelerdir. Bu alışkanlığın tesisi için ailelere büyük görevler düşüyor. Çocukların güne güzel bir kahvaltı ile başlamaları ve bunun bir alışkanlık haline getirilmesi ilk ve en önemli adım. Kahvaltı alışkanlığı edinen çocukların kendileri ile barışık ve daha dikkatli oldukları, çok nadir hastalandıkları, buna bağlı olarak da okula devam oranlarının diğerlerinden daha fazla olduğu, derslerde daha aktif oldukları, sosyal zekâlarını geliştirmede de daha ileri seviyede oldukları eğitimci ve sağlıkçılar tarafından gözlemlenmiştir.

Yanımızda oldukları müddetçe bunları kontrol etmemiz mümkün. Fakat çocuklarımızın, yılın yarıdan fazlasını okulda geçirdiğini düşünürsek, yiyecek aldıkları kantinleri de mercek altına almak gerekiyor. Eğitim yuvası olan, doğru ve yanlışın öğretildiği okullarımızda, sağlıklı beslenmeye uygun gıdaların satılmasını sağlayan, sağlıklarını olumsuz yönde etkileyecek besinlerin satılmasını önleyen kapsamlı bir kantin yönetmeliği yok maalesef. Oysa bazı devlet dairelerinde “sağlığın korunması ve gıda hijyeni” ni gözeten kantin yönetmeliği var.

Aile içerisinde tüketim kültürü bırakılıp sağlıklı beslenme alışkanlıkları yaşanmaya başladığında problemler ortadan kalkıyor. Ancak eğitim yuvaları olan okullarda durum hiç de bu kadar kolay değil. Okullardaki kantinlerin işletme yetkisi veya ihale ile kiraya verilme yetkisi okul aile birliklerinde. Ancak kontrol yetkileri onlarda değil.

Kantinler Beslenme Yeri Olmalı

Aile içerisinde beslenme problemini çözmek elimizde ama dışarısı için daha yapılacak çok şey var. Özellikle kantinlerin denetimi okul yönetiminde olmasına rağmen sağlıksız gıdaların satışının durdurulamaması eğitim yuvası kabul edilen okullar için hiç de iç açıcı bir durum değil. Tabi bir de bunun ekonomik yüzü var. Kantinlerden elde edilecek kira gelirinin yüzde 80 i okul aile birliğine, yüzde 10 u ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne, yüzde 10’u da il Milli Eğitim Müdürlüğü’ne aktarılıyor. Bu da belki de satışların kısıtlanmasında engel oluyordur.

Bunun yanında gerekli görüldüğü takdirde Milli Eğitim Bakanlığı müfettişleri tarafından kantinlerde denetleme yapılabiliyor. Fakat buna rağmen kantinlerde nelerin satılıp nelerin satılamayacağını belirleyen bir denetim mekanizmasının olmaması, kantinleri “serbest ticaret alanı” na dönüştürüyor. Yani kurallar sağlık üzerine değil, ticari kaygılar üzerine düzenleniyor.

2007 yılında, Sağlık Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın konu ile ilgili akademisyen, uzman ve bilim adamlarından oluşan komisyonunun tavsiyeleri gereği, “Dengesiz beslenmeye ve şişmanlığa (obezite) sebep olabileceği için, enerjisi yüksek ancak besin değeri düşük olan enerji içecekleri, gazlı, kolalı, aromalı, içecekler ile kızartmalar ve cipslerin satışının caydırılması ve Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’ndan üretim veya ithalat izni bulunan süt, ayran, yoğurt, meyve suyu, sebze suyu, taze sıkılmış meyve suyu, sebze suyu ve tane ile meyve ve sebze satışının özendirilmesi ile ilgili olarak okul kantin sözleşmesine birer madde eklenecek.” denmiştir.

Fakat bunun tam manasıyla hayata geçirildiğini söylemek mümkün değil. Hala kantinlerde meyve ve sebzeye yer verilmediğini, düşük vitaminli yiyeceklerin satışına devam edildiğini görebilirsiniz. Bir an evvel bu konu ile alakalı çözüm arayışına girmek, sağlıklı nesillere sahip olmak açısından önem arz etmektedir. Gerekli kontrol mekanizmasının işleme konması ile eğitim yuvalarımızın aynı anda sağlık yuvalarına da dönüştürülmesini umuyoruz.

Çözüm İçin Neler Yapılabilir?

Sağlık Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ortak bir çalışma yürüterek konuyu daha geniş bir platforma taşıyabilirler. Nasıl “Dumansız Hava Sahası”  projesi için yazılı ve görsel basından maksimum derecede istifade edilmeye çalışıldıysa, “Sağlıklı Nesil Projesi”  adı altında veya buna benzer projelerle yola çıkılarak, ailelere ve çocuklara gerekli bilgilendirme ve özendirme yapılabilir.

Eğitim süresi tam gün olan okullarda, yemekhaneler gerekli gıda ve hijyen şartlarına uygun olarak düzenlenip, yüksek vitaminli yiyecekler ve taze meyve suları hazırlanarak, öğrencilerin öğle arasında okul çevresinde satılan sağlıksız yiyeceklere de ulaşımı caydırılabilir. Okul aile birlikleri de kantin, kafeterya gibi yerleri sadece işletmek veya işlettirmekle iktifa etmemeli,  her fırsatta gıda ve sağlık koşullarını gözden geçirmelidir.

Özellikle anne ve babanın çalıştığı ailelerde okuldan gelen çocuk, ya buzdolabındaki donmuş hazır yemekleri yiyor ya da anne-babasının gelmesini bekliyor. Sabah okula giderken de durum pek farklı değil. Okula giderken veya okulda yiyecek bir şeyler alırsın diye cebine sıkıştırılan paralarla çocuklarımızın neler aldığından habersiziz. Beslenmesini kendi tercihine bırakmak yerine sağlıklı besinlerden oluşan bir mönü hazırlayıp, iyi bir ambalaj yaparak çantasına yerleştirmeli ve tüketildiğini kontrol etmelidir.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu