Kültür SanatSağlıklı Hayat

Meyvenâme’nin Satırlarında Saklı Meyve Taneleri

Süzgeç

Hayat, yemek için değildir; fakat yemek, hayat içindir. Yani yemekle kalacak kadar hayatta olmak değil, hayatta kalacak kadar yemek elzemdir. Hayatta kalmak ve sağlıklı hayat sürmek için ne yediğimize, ne zaman yediğimize, neyi-neyle yediğimize dikkat etmemiz gerekir. Evet, Allah’ın her nimetinin bir faydası vardır, hiçbir şey sebepsiz yaratılmamıştır. Ama çorbaya tuz yerine şeker eklenirse, ağzın tadı mutlaka bozulacaktır.

Yiyecekler, vücudu beslemek için yenilen, içilen gıdalar ve hastalığı gidermek, vücudu güçlendirmek için alınan ilaçlardan ibarettir. Bu iki çeşit yiyecek, mizacı değiştirmeyecek derecede yenildiğinde faydası mutlaka görülecektir.

Malumdur ki hayat, yemek ve içmek için değildir. Tabiatları çeşit çeşit olan yiyeceklerin birkaçı birden, yakın vakitte yenildiğinde mide içerisinde birleşirler. Böylece midede karışımlar meydana gelerek birtakım hastalıkları ortaya çıkarır. Bilinmeyen bir şey, mutlaka araştırılmalıdır. Çünkü hastalığı teşhis etmek noktasında cahil olan kimsenin, deva tedbirine âlim olması beklenemez.

İnsan hayatı kaza, bela ve hastalıklardan korunmuş değildir. Nice belalara açık midede bir küçük düzensizlik, büyük zararlara, hastalıklara sebep olabilir. Hastalıklar dahi insan vücudunu sarıp, güç kaybına hatta hayatın zirvesinden ölümün vadisine indiriverir.

Meyvenâmelerde yer alan meyvelerin her biri çeşitli tabiatlarda olduklarından, bunların taze ve yaş olanları aşırı yenildiği zaman az veya çok kanın ateşini artırırlar. Ve bedende karışıklık meydana getirerek sıkıntıya sebep olurlar. Bu yüzden yumuşak olanları yemekten önce, diğerleri de yemekten sonra yenmelidir. Usule ve ilmin kanunlarına uymak, bütün hekimlerin tavsiye ettiği bir reçetedir.

Meyvenâme’den

Ebu’l-Hikmet Ahmet Muhsin Efendi’nin hazırladığı Meyvenâme isimli eserde, kavundan kahveye, zeytinden kuş üzümüne birçok meyvenin faydasını, zararını ve hangi hastalıklarda kullanılabileceği ele alınır. Bizleri antibiyotiklerin ve acı şurupların elinden kurtarmanın, yani sıhhati en doğal haliyle korumanın yolları gösterilmeye çalışılır. Her gün yediğimiz, faydasından veya zararından habersiz olduğumuz meyvelerin birkaç tanesini, Ebu’l Hikmet Ahmet Muhsin Efendi’nin anlatım diline riayet ederek yazalım;

Hünnap, kanı temizler

Zeytine benzeyen hünnap meyvesinin tabiatı ikinci derece sıcak ve sert, birinci derecede ise nemli ve yumuşaktır. Öksürüğü giderir, göğüs ve boğaz ağrıları ile mesane hastalıklarını ortadan kaldırır. Suyu kaynatılıp göğüs ağrısı çeken kişiye içirilir. Henüz tam olgunlaşmamış, yeşil kalmış hamları kabızlığa sebep olabilir. Olgunlaşmış kırmızı renkli tazesi, müshil görevi görür. Yenildiği zaman harareti söndürerek kanın yoğunluğunu ve keskinliğini giderir. Böylece kanı artırdığı için kanın temizlenmesine yardımcı olur. Cilt hastalıklarından olan kurdeşen hastalığının tedavisinde hünnap suyu, sirke-bal karışımıyla içilerek kanı düzenler.

Boğazlar için birebir karadut

Karadut meyvesi, beyaz duta benzese de rengi kırmızıya yakın siyahtır. Ekşi ve tatlı türleri olan karadutun lezzeti, yendiği zaman anlaşılır. Ekşi olanının tabiatı soğuk ve rutubetlidir. Ateşli şişliklere iyi geldiği için lapa şeklinde şiş yerlerin üzerine konur. İdrar düzenleyicidir, yemekten önce yenilirse ciğerde oluşan kurtları ortadan kaldırarak iştah açar. Ekşisinin de tatlısının da çekirdekleri sert olduğundan hazmı zordur. Tatlı karadutun bağırsakları temizleyici, ekşi karadutun ise kabızlık yapıcı özelliği vardır.

Bu meyveler, hekimlikte boğaz ağrıları için gargara olarak kullanılırlar. Bu meyvelerden yapılan şurup, diğer şuruplar gibi bekletilip içildiği takdirde sarhoşluk verir ve az bir baş ağrısına sebep olur. Tedavi maksadıyla kullanıldığı zaman ağız ağrılarını giderdiği için bilhassa çatlak ve uçuk gibi dudak hastalıklarında dudağa yapıştırılırlar.

Kuvvet için koruk yiyin

Koruk, üzüm meyvesinin çeşitlerinin yetişmemiş hamlarıdır. Tabiatı soğuk ve kurudur. Safrayı dışarı atar, sıtma ateşini söndürür, mide alevini yok edip ciğere kuvvet verir. Sıcak mizaçlı insanlara sıkılmış suyu son derece faydalıdır. Gölgede kurumuş koruk dövmesini gerektiği gibi bedene sürmek, o sene zarfında kuru öksürüğe mani olur. Vücudu soğutmak ve bedene kuvvet vermek noktasında faydalı olduğu kabul edilir.

Antep fıstığı az ve öz yenmelidir

Kabuğunun uç tarafı sivri, iç kabı kırmızı, içi yeşil ile rengârenktir. Bu meyve aç karnına yenirse akciğere ve mideye ve ağız kokusuna son derece faydalıdır. Çok yenmesi karaciğeri ve dalağı yorar. Bu meyvenin tesirini artıran şeker ve bal olduğu için beraberce yenirse yüreğe kuvvet verir. Meyve tanelerinin tuzlu suda biraz bekletildikten sonra fırında kavrulmuşu ağız kekremsiliğini giderir.

Doğal ve faydalıdır keçiboynuzu

Keçilerin boynuzuna benzeyen bu meyvenin tabiatı hem sıcak hem de soğuk olmakla beraber kurudur. Bu meyvenin tazesi bağırsakları temizler. Keçiboynuzunun tazesi dövülüp siğillere sürülürse siğilleri yok eder. Çekirdeğini dövüp suyunu pürtük yerlere şifa diye sürülse ortadan kaldırır. Meyveyi taze iken yemek ishale sebebiyet verir. Kurusunu yemek ise ishali giderir.

Hindistan cevizi yerken dikkat etmek lazım

Hindistan cevizinin tabiatı, birinci derecede rutubetli, ikinci derecede ise sıcaktır. Bu meyvenin yenmesi, ağızda ortaya çıkan pis kokuyu giderir. Bu meyvenin gıdası çoksa da midede hazmı zor olduğu için yüreğe zorluk verir. Bu hallerin vukuunda zararlardan korunmak için şeker ile beraber yenmesi gerekir. Soğuk mizaçlı olanların ise üzerine, limon şerbeti gibi ekşi meyvelerin sularını içmeleri gerekir.  Taze Hindistan cevizlerinin içerisinde bir çeşit süt vardır.

Kahve, ruhu da bedeni de uyandırır

Kahvenin tabiatı kurudur, az da olsa harareti vardır. Kavrulduğunda bu hararet ziyadeleşir. Kanın bozulmasından ortaya çıkan hastalıkları gidermek ve ciğerin kapakçıklarını açarak balgamı ortadan kaldırır. Mideye kuvvet verir, eklem ağrıları ve felç illetine iyi gelir. Kahve, yorgunluğu alır. Kan dolaşımını hızlandırır, iç harareti artırır, vücudu ısıtır ve uyandırır. Kahve, besleyici olduğundan hazım olunmaması nadirdir. Fakat mide sancısı, hazım zorluğu ve mide zayıflığı olanlar, hazmedemeyerek hastalıklarının belirtilerini şiddetlendirmeye sebep olurlar. Hissi duyguları olan ve fikri hayallere istekli olanlar için de zararlıdır. Midelerinde herhangi bir hastalık olmayanlar, daima kahve yiyip içebilirler.

Yemekten sonra içmek, hisleri uyandırdığı için hazmı kolaylaştırır. Yemek yer yemez içilirse faydası görülür.

Beyni hafifçe uyandırdığı için aklı ve idraki artırır. Şişman kimselerin zihniyle fikrini uyuşukluktan uyandırır. Kahve içmesini âdet haline getirenler, içmeyi bıraktıkları zaman kan birikmesi sebebiyle bir baş ağrısı hissederler. Kahve az içilirse uyandırıcı gibi davranarak çoğu zaman gece uykusuzluğuna sebep olur. Aşırı miktarda içilirse, uyuşturucu etkisi olduğu için azalara hafif bir uyuşukluk verir. Kahveden önce su içmek bize ecdadın yadigarıdır.

Kahve, ölçülü bir gıda olduğu gibi tesirli bir uyandırıcıdır. Uykuyu bir müddet ortadan kaldırıp nefsin arzusunu gerektirir. Yeni kavrulmuş kahvede hararetin tesiriyle meydana gelen güzel koku, hisleri uyandırarak uykuyu uzaklaştırır. Uyuşturucu hali dahi sinire az ve çok bir uyuşukluk vererek nefsi teskin eder. Bazıları soğuk ve sadece kahve içmeyi, sıcak ve şekerli kahveye tercih ederler. Oysaki şekerle pişirileni yumuşaktır. Sade olanı özellikle kabızlık yapmaya meyillidir. Kahvenin aşırı derecede içilmesi, kan dolaşımını artırarak baş ağrısına, hırsı artırarak basura yol açar. Bu sebeple şeker ya da badem yağı ile karıştırarak veyahut içerek, şekerleme, kaymak, badem ve fıstık yiyerek zararları giderilebilir. Kestane, nohut ve tatlı meşe palamudu, kavrulduklarında az bir uyandırıcı etkisi olup bir dereceye kadar kahvenin yerini alırlar. Bunlar hafifçe kuvvetlendirici olup hazmı kolaylaştırırlar.

Meyvenâme

Meyvenâme, Sultan İkinci Abdülhamid Han döneminde yaşamış Ebu’l-Hikmet Ahmet Muhsin Efendi tarafından yazılmıştır. Ahmet Muhsin Efendi meyvelerin özellikleri, hangi hastalıklara şifa olduğu, hangi durumlarda hangi meyvenin vücuda zarar verdiği şekliyle, günlük hayatta bizlere pek çok fayda sağlayacak bir eser kaleme almıştır.

Günlük hayatta çeşitli vakitlerde gerek lezzeti için gerekse açlığı gidermek için yediğimiz meyvelerin birçok halde faydaları saymakla bitmez elbette. Çünkü meyveler tabiattaki vitamin ve mineralleri en sağlıklı ve en temiz yolla aldığımız, bilinçli yediğimiz takdirde bizlere zararı olmayan ve birçok durumda şifa kaynağı olan yegâne yiyeceklerdir. İşte Ahmet Muhsin Efendi bu noktada meyvelerden bilinçli şekilde istifade edebilmenin ve faydayı en üst düzeyde yakalayabilmenin kitabını yazmıştır. Bu noktada bizlere düşen, bu eserden istifade edip meyvelerin fayda ve zararlarına dikkat ederek yememizdir.

Eski tıp nazariyesine göre bedende 4 unsur vardır. Bunlar; kan, safra, balgam ve sevdâ ismi verilen unsurlardır. Bu unsurlar da 4 nitelik vardır. Bunlar; kuruluk, nemlilik, sıcaklık ve soğukluktur. Kan, sıcak ve nemlidir. Safra, sıcak ve kurudur. Sevda, soğuk ve kurudur. Balgam, soğuk ve nemlidir. Her insan bedeninde bu dört unsurdan birisi baskın olduğundan insanlar da demevî (Kan), balgamî, safravî ve sevdavî mizaca sahiptirler. Demevî mizacın özelliği neşe; safravî mizacın özelliği huysuzluk ve sinir; sevdavî mizacın özelliği melankoli ve içedönüklük; balgamî mizacın özelliği ise tembellik ve zayıflıktır. Vücudun sağlıklı şekilde mevcudiyetini sağlaması için insan vücudunda bu dört unsurun belli bir oranda var olması gerekir. Bu dört unsurdan herhangi birisi, olması gerekenden eksik veya fazla olursa işte o zaman vücutta hastalıklar kendini göstermeye başlar. Yediğimiz, içtiğimiz gıdalar bu hususta son derece tesirlidir. Meyveler ve sebzeler de sıcaklık, kuruluk, nemlilik ve soğukluk vasıflarına sahiptirler. Vücutta meydana gelen marazlar da bu vasıflara sahiptirler.

En Yeniler

Başa dön tuşu
Kapalı