Hikaye ve Günlükler

Kelimelerin Şifası Sohbet

Kulaktan giren bir tohumdur ki, kırk yıl sonra da olsa kalpte yeşerir.”

Bildiniz mi?

Evet, bildiniz, ismim sohbet. Sohbet havasında dinleyebilirsiniz; ama fazla yayılmayın. Elleriniz dizlerinizde, diliniz damağınızda, kulağınız hatipte gözünüz kürsüde olsun.

İlk mânâm, arkadaşlık, hem-demlik, ihtilâd. İhtilâd ise karışmak, konuşup görüşmektir. Ashab-ı Kehf gibi ki, manası mağara arkadaşları’dır. Onları mağaraya hem kavlen hem de cismen bir arada ettikleri sohbetler taşımıştır. Asıl mânâm İslâmiyet’in gelmesiyle kat be kat kemale erer. Kamûs-i Türkî’den iktibas ediyorum.

“Hâtemü’l-Enbiya Efendimiz’in (s.a.v.) mübarek didâr-ı nebevîleriyle müşerref olmak ve akvâl-i kudsiyyelerini işiterek birlikte bulunmak saadeti.”

İki kısmım var. İşitmek “sohbet-i kavlî”; görmek, huzurunda hazır ve nazır bulunmak ise “sohbet-i cismanî” ile adlandırılır. Tam bir sohbet ancak böyle mümkündür. Sadece işitmek veya görmek yetmez; sohbet için ikisi de elzemdir. Zaten o cihetle muhacir ve ensara Ashab-ı Kirâm denilmiş ve o yüce saadete nail olmuşlar.

Ne gibi derseniz? Bu öyle bir mertebedir ki Mektubât-ı Şerîfe’de misallendirilir.

Hazreti Muaviye’nin atının burnundaki toz, -sırf Hazreti Muaviye (r.a.) iman gözü ile Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) görüp sohbetinde bulunduğu için- hayır ve hasenatlarıyla meşhur İslâm Halifesi Ömer bin Abdülaziz’den daha hayırlıdır. Sırf sohbete dahil olduğu için. Var mı bundan daha ötesi!

Sohbet olursa ülfet, ülfetten muhabbet hâsıl olur.

Ashâb’tan sonra ehl-i sohbet gelir. Yani Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sohbetinden bahseden sohbet meclislerinde bulunanlar demektir. Gelelim bunların dışındaki manama. Konuşma, görüşüp lakırdı etme, müsâhabet, birlikte oturup söyleşmek, muhabbet.

Edebiyatta,  şifalı kültür, diye vasıflandım. Bir kimseyle konuşur gibi yazılan ve bazen denemeye, bazen eleştiriye yaklaşan bir yazı türü, söyleşi şeklinde yer aldım.

Ehl-i tasavvufun gönlündeyse mümtaz bir yere sahibim. Çünkü onlar Allah’a, Resulullah’a ve onun ashabına gönül vermişlerdir. Sadece o niyetle bir araya gelirler. Her an onlarla beraber olduklarını bilmenin edebi ve huzuru içindedirler. Aralarından ârifâne, edibâne bir şekilde konuşurlar. Tasavvuf ehli, itikadı bozuk insanlarla zaruret hariç maiyeti, yani sohbet-i cismanîyi bile men etmiştir. Öyle ki sohbet, insanın itikadını düzeltir; şifa olur veya bozar; zehirler. Mesela, Allâme Seyyid Şerif Cürcânî Hazretleri, Alâüddin-i Attâr Hazretlerine intisâb etmiş ve birçok defa: “Şiraz meşâyihinden Zeynüddîn Ali Kelâ’nın sohbetine katılmadan Râfizîlikten kurtulamadım. Hâce Alâüddin Hazretlerinin sohbetine katılmadan da Hak Teâlâ Hazretlerini tam anlayamadım.” demiştir.

Sohbetin vazgeçilmezi çaydır. Çay içmek önemlidir ama kiminle içtiğiniz daha mühimdir. Zira “Çay bahanedir; sohbet, şahanedir.”

Gelelim şifa tarafına. Kelimeler ruhunuzu karartabilir de ağartabilir de. Ben sohbet, şifa tarafındayım. İlaç gibiyim, ekrandan akrana söz hastalığına tutulmuşları kurtarırım. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, irşâda ehil olmadığı halde irşâd makamına oturanlarla sohbetin, onlara bağlanmanın öldürücü zehir gibi helak edici bir hastalığa sebep olacağını bildirir. Bunu en iyi sohbet ehli bilir. Bunu bilmek bile şifayı gösterir, değil mi?

Ömer Seyfeddin, sohbet edilene dikkat çeker. “Nâdânla sohbet etmek âkıle cehennem ateşinden beterdir.”

Kimdir bu nâdân?  Nâdân, sadece cahil demek değildir. Mürekkep yalamış da olabilir. Eğer haddini bilmez, kırıcı, kaba, nobran ve terbiyesiz ise yavandır, nâdândır.

Âlim ile sohbet etmek lal-ü mercan incidir

Cahil ile sohbet etmek her gün bin can incitir.

Cahil dedimse, iki kısımdır. Cehl-i basît: Cahil olduğunu kabullenir ve kendini geliştirebilir. Cehl-i mürekkep: Her şeyi bildiğini sanır, bilmediğini de bilmez. Cahilliği kalıcıdır. Çünkü Ali Emîrî: “Cahil ile sohbet pek müşkil bir şeymiş. Bunu anladıktan sonra, gözü kör olanlara değil, kalbi ve gönlü kör olanlara gücendim.” der.

Söz, insanın ruhunda iz bırakır. Davranışlara sirayet eder. Agâh Paşa izhar eder: “Keyiflerince konuşmaktan başka bir şey düşünmeyen ehl-i heva arasına ayak basma ki, sana da ikiyüzlülük, nifak bulaşmasın.” O yüzden herkesle sohbet ehli, arkadaşı olunamaz. İshak Efendi söylesin esbabını:

“Sohbet-î nâ-cins olur elbet medar-ı inkisar

İttihâd-i seng ü âhenden görünmez mi şirâr”

Gönülleri, kalpleri bir olmayanların sohbetleri elbette gürültülü, patırtılı, hatta gönül kırıcıdır. Malûmdur ki, çakıl taşı ile demiri birbirine çarpınca mutlaka kıvılcım hâsıl olur.

Sohbetin şifasını Hayrî isimli şair damıtıyor: “İyi huylu ve temiz yaradılışlı olması, kişinin sohbetini bir kat daha tatlılaştırır. Tıpkı, içerisine gülsuyu karıştırılan şerbetin daha nefîs ve lezzetli oluşu gibi.”

Sözüyle şifa dağıtanların meclisinde herkesin bulunamayacağına Ebû Abdullah Antâkî işaret eder: “Doğru insanların sohbetinde bulunduğunuz zaman doğru olun. Çünkü onlar kalp casusudur, yani kalpten geçenleri bilir, onlardan hiçbir şey gizleyemezsiniz…”

Peki, sohbetin aralığı ne kadardır?

“Her gün veya en fazla iki günde bir, edebe riayet ederek ehlullâh ile sohbet etmek veya sohbetinde bulunmak gerekir.” Yoksa bütün ekran bağırtılarına ve nutuklarına maruz kalırsın. İşte o zaman bil ki;

Ehl-i irfan meclisinde hiç bulunmaz hazele

Nâdân ile sohbet etme; gir, kapıyı rezele

Şifalı sohbetlerde dâim ve kâim olunuz.

En Yeniler

Başa dön tuşu