Eğitimİnsan

Z Kuşağı

Düşlerinde Kaybolan Nesil

“Ben yaşamadım, kızım yaşasın; ben yapamadım, oğlum yapsın…” diyen prens ve prenses anneleri ile sultan ve şehzade babaları, çocuklarının muazzam birer varlık olduğunu düşündüler ve düşündürdüler.

İnsan, içinde yaşadığı çağı yansıtan bir aynaya benzer.

Hamuru öyle yoğrulur.

Karakteri öyle şekillenir.

O kadar ki ailenin kültür kodlarına rağmen bu benzerlik gerçekleşir. Hatta denilir ki: “İnsan, içinde yaşadığı çağa, babasına benzediğinden daha çok benzer.”

Bugün birey, her şeyin önüne geçti.

Bireyciliğin dünyanın her tarafına yayıldığı, moda akımlarının kanserli hücre gibi gençlerin hayatını çepeçevre sardığı bu zehirli atmosferde, “Z Kuşağı”nı irdelemek gerekiyor.

Çünkü Z kuşağının problemlerini çözmek için öncelikle onları iyi anlamak gerekiyor.

Nasıl ortaya çıktı?

Bu noktada asıl dikkat çeken unsur, biraz derinlere indikçe açığa çıkıyor. İşlerin bu boyuta ulaşmasında, Z kuşağı anne ve babalarının, yani Y kuşağı ebeveynlerin payı büyük. Çünkü bir zamanlar, Z kuşağı olacak olan nesil onlardı. İlk aykırılıklar, ilk isyanlar, aileye, topluma karşı ilk tepkiler, onlar tarafından yükselmişti. Bu, açık bir karşı duruştu. Bir farklılık göze çarpıyordu. Atalet hâlinden hareket hâline geçiş söz konusuydu. Fakat bu tarz girişimlerin ilkinde yaşanan hayal kırıklığı ve yelkenleri suya indirme, burada da kendini göstermişti.

Bugünkü ismiyle, “Z kuşağı” olmak için yola çıkan ilk nesil, bir süre sonra törpülendi. Önce kendisine yenildi. Kendisine yenileni, artık herkes yenebilirdi. Çünkü öz benliğine olan inancını bir defa yitirmişti. Yavaş yavaş ailelere, sonra da topluma yenildiler ve bu önden giden atlılar; yarım kalan hayalleriyle artık ihtiyar ve bahtiyardılar. Bu saatten sonra, “Ben” yoktu onlar için. “Ben”likleri kalmadı. İşte, asıl Z kuşağının tohumları böyle atıldı.

“Ben yaşamadım, kızım yaşasın; ben yapamadım, oğlum yapsın…” moduna geçildi. Prens ve prenses anneleri ile sultan ve şehzade babaları, 1 yaşındaki çocuklarına doğum günü partileri düzenleyerek onların muazzam birer varlık olduğunu düşündüler ve düşündürdüler.

İçlerindeki yarım kalan yaşanmışlıklara atıfla çocuklarına, “Sen özelsin!” dediler. “Kendini sev!” dediler. “Her insan bir dünyadır!” dediler. “En büyük aşk, insanın kendini sevmesidir!” dediler. “Başkası olma, kendin ol!” dediler. “Sen her şeysin!” dediler. Dediler de dediler…

Bütün bu denilenlerden sonra artık evlatlarından, kendi başlarına hiçbir şey öğrenmesini, yapmasını beklemediler. Onlardan ümit ettikleri tek şey, kendilerini iyi hissetmeleriydi.

Z kuşağı cümlelerle şekilleniyor

“Kendime inandığım sürece, diğerlerinin ne düşündüğü umurumda değil.”

Bu cümle, tipik bir Z kuşağı cümlesidir. Kendine inanmak, daha sonra kendini ifade etme biçimlerini ortaya çıkaracaktı. Bu durumu her genç, kendi iç dinamiklerinde, yine kendisi sergileyecekti.

Kimi dövmelerle, kimi eğitime adanmışlıkla, kimi sanatla, sporla, kimi de duayla, ibadetle…

Z kuşağının, harcama gücü yüksek, istediğini elde edebilen güçlü genci, bütün bunları içselleştirdikten sonra, başkalarının ne düşündüğünü düşünemezdi!

Diğer bilindik Z kuşağı cümlesi ise şudur: “Farklı olmak iyidir.”

İyi, hoş farklı olun da bu farklılığın bir sınırı var mı veya olmalı mı? Toleranslı olma sadece dil, din, ırk zemininde mi geçerli? Yoksa inançlar, duygular ve bütün soyut şeyler için de hazmedilebilir mi?

“Siz, siz olduğunuz için özelsiniz, hiçbir niteliğe gerek yok.”

Z kuşağının sınırları zorlayan ifadesi gösteriyor ki benlik algısının, özsaygının suyu çıkmış durumda. Sen mükemmelsin, şöyle güzelsin, böyle iyisin, hiçbir şeyi başarmana gerek yok, diye diye bir işten anlamadığı ve hiçbir işe yaramadığı halde, ortada dolaşan üst düzey mutlu, huzurlu, memnun bir nesil ortaya çıktı.

Bir eğitimci ise bu durumu şöyle özetliyor:

“Benlik adlı pamuk helvayı, hiçbir temele dayandırmadan çocuklara ikram ettik.”

Değişen dünyanın değişen ilişkileri

Rekabetçi dünyada genç olmak zordu. Çünkü küçük dünya, büyük ve gümbürtülü bir değişim geçirmişti.

Önceki nesiller, dünya savaşlarını yaşamalarına, büyük buhranlar ve bunalımlarla çarpışmalarına rağmen şimdiki gençler gibi endişeli, kaygılı, depresif değillerdi. Çünkü onların karşısında gerçek bir korku vardı ve bununla cesurca yüzleşebilirlerdi.

Savaş mı var, gideceksin. Kıtlık mı yaklaşıyor, elindeki tohumu toprağa ekeceksin.

Şimdi ise bu bilinen, tanınan gerçek korkular yok. Savaşlar daha sinsi, trafik kazası, maganda kurşunu gibi şeyler çok fazla; düşman görünmüyor.

Netice itibariyle bugünkü nesil, eskilere kıyasla daha fazla imkâna sahip olmasına rağmen temel insanî düsturlardan uzak kalıyor.

Sağlıklı iletişim kuramadan, içinde yaşadığı toplumun duyarlılıklarına vâkıf olamadan ve hayatın karşısına çıkaracağı buhranlardan haberdâr olamadan yetişiyor. Dolayısıyla buz dağları misali, gençlik de bütün değerleriyle gözümüzün önünde eriyip gidiyor.

Her şeye rağmen bunlar telafi edilemez durumlar değil. Tatlı dilin, yılanı bile yola getirdiğini unutmayarak bakmalı Z kuşağına. Onların bağımsız çalışma taleplerine uygun, esnek sistemler geliştirilebilir.

Kendilerine fazlaca güvenen bu kuşağı, belirli kalıplara hapsederek onları törpülemek fayda sağlayacak gibi durmuyor. Z kuşağının kişilik özelliklerini anlayıp iyi analizler yaparak aleyhte görülen bu durum, lehe çevrilebilir. Onlardaki bu enerji pozitif bir duruma, faydaya dönüştürülebilir.

Zamanın akışında zuhura gelen ve süreç içerisinde gerek davranış şekilleriyle gerekse cümlelerle şekillenen bu nesli; modern tasarımlı çalışma ortamlarıyla, teknoloji ile desteklenen ve hiyerarşiden uzak tutulan bir atmosferle kazanabiliriz.

Z Kuşağı Aldatmacası

  • Her şey mümkün!
  • Benzersizsiniz!
  • Kendine inan!
  • Hayallerinden asla vazgeçme!
  • Rüyana inanmak zorundasın!
  • Düşlerini izle!
  • Her şey olabilirsin!

Jenerasyonların Yıllara Göre Uzanışı

  • 1925-1945 Gelenekseller
  • 1946-1964 Baby Boomers (Patlama Kuşağı)
  • 1965-1980 X Kuşağı
  • 1981-1995 Y Kuşağı
  • 1996-2012 Z Kuşağı

Z Kuşağının Pozitif Yönleri

  • Ne istediklerini biliyorlar.
  • Bireysel ve bağımsız çalışma özelliği taşıyorlar.
  • Dürüstler.
  • Kendilerini rahat ifade etme biçimine sahipler.
  • Girişimciler ve teknolojiyi iyi kullanıyorlar.
  • Farklılıkları zenginlik olarak görüyor ve bunu benimsiyorlar.
  • Renkli ve canlı bir iş hayatı istiyorlar ve daha az hiyerarşi talep ediyorlar.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı