Buzdağının Görünen Kısmı, Nasıl Erir Bu Göbek?5 dakika okunma süresi

0

Hazır yaz aylarını yeni geçmişken, yazın yiyip içtiklerinizi boğazınıza dizmek gibi olmasın ama; siz biraz kilo mu aldınız? Bize almışsınız gibi geldi. O yüzden bu konuyu dergimizin sayfalarına taşıdık ve canınızı biraz sıkmaya karar verdik. “Yok yok, iyisin böyle iyisin.” diyenlere pek kulak asmayın. Onlardan daha fit olmayın diye böyle söylüyor olabilirler. En iyisi siz bize kulak verin. Dost acı söyler.

Tereddütünüz mü var? Tam bir kıyam halinde, omurganızı hiç bükmeden aşağı baktığınızda ayaklarınızı göremediğinizin farkındayız. Çünkü gözlerinizle ayaklarınız arasında “göbek” lakaplı, yağla örülü bir tepecik.  Ceketin düğmesi de artık zor kapanıyor olabilir. Belki yedeği falan yoktur diye, siz düğmeyi kaybetmeden biz bu göbek meselesini aydınlatalım dedik.

Göbek nedir, neyin nesidir, nasıl ve niçin oluşur, nasıl kaybolur, enine boyuna hepsi bu yazıda.

Nedir bu göbek denilen şey?

Göbek kelimesi nereden geliyor diye şöyle bir baktık ki epey eskiden geldiğini gördük. O yüzden etimolojisini dil bilimcilere bırakıp fizyolojisini tanımlamak istedik. En basit ifadeyle göbek, vücudun orta bölümünde oluşan fazla yağlanmadır. Yani kilolu olma hali, obezitenin basamağıdır.

Obezite deyince aklınıza hareket yetenekleri oldukça kısıtlanmış çok kilolu insanlar geliyor olabilir. Ancak obezite fazla kilolu olmaktır ve fazlalığın derecesine göre sınıflandırılır. Fazla yağlanmanın erkek tipi (android) olanına göbek denir. Erkek tipi denmesinin sebebi çoğunlukla erkeklerde görülmesidir; ancak kadınlarda da görülebilir. Aynı yağlanma, kadınlarda daha çok vücudun alt bölümlerinde olur. Bunun fizyolojik sebepleri vardır. Genel olarak erkek tipi (android tip, göbek) ile kadın tipinin (jinoid tip, gluteofemoral) ikisi de fazla yağlanma olduğundan bu yazıda her iki türden de bahsedeceğiz.

Eskiden varmış, bugün de var, peki yarın?

Obezite, günümüzün en büyük sağlık problemidir. Modern dünyada sağlıksız beslenme ve hareketsiz hayatın en ‘ağır’ sonucudur. Ancak bu problem sadece bizim çağımıza özgü değil. Obezlik, milattan önce 20.000’li yıllara kadar uzanıyor. Bu görüşlerin temelinde elbette arkeolojik kazılar bulunuyor. Yazıdan önce mağara duvarlarına çizilen resimler, heykeller ve sonrasında yazılı kaynaklar, obezitenin varlığına işaret ediyor.

Yerleşik hayata geçmeyle birlikte kadınların evden, erkeklerin avdan sorumlu olması, ilk önce kadınlarda kilo artışını başlatmış.  Sadece Çatalhöyük’te yapılan kazılarda 2000’den fazla şişman kadın heykeli bulundu. Dünyanın birçok yerinde ve birçok sayıda, farklı dönemlere ait, bugünün tabiriyle ‘obez’ insan heykelleri bulundu.

Ancak geçmiş tarihlerde obezite problemi çok faydalı olarak görülmüş. Böyle insanlar toplumda güçlü, zengin, üstün olarak değerlendirilmiş.

Medeniyet geliştikçe kilolu olma durumu farklı anlamlar kazanmış. Birçok toplumda tıpla uğraşan insanlar, fazla kilonun bir sağlık problemi olduğunu ifade etmişler. Ulaşılabilen yazılı kaynaklara bakıldığında, bilim insanlarının çoğunun obeziteye kafa yorduğunu, sebepleriyle alakalı farklı görüşler ortaya koyduğunu ve benzer tedavi yöntemleri benimsediğini görüyoruz.

Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) “Her hastalığın başı mideyi doldurmak, her ilacın başı da çok yiyip içmekten sakınmak, perhiz etmektir.” buyurmuşlar.

Milattan önce 5. yüzyılda Hipokrat, şişman insanların şişman olmayanlara göre ani ölüm riskinin daha yüksek olduğunu ifade etmiş. Ondan 500 yıl sonra Gallen, obeziteyi orta ve aşırı olmak üzere sınıflandırmış. İbn-i Sina ise ilk kez şekerli idrardan söz ederek diyabetle ilgili ilk tıbbî kaydı tutmuş, obezite ve tehlikelerinden söz etmiş.

Obez bir insana ait ilk kadavra incelemesi 1679’da yapılmış ve yağ dokusunun vücuttaki yerleşimi tanımlanmış. İlk kez 1940’lı yıllarda abdominal obezitenin (android tip, göbek) diyabet, ateroskleroz, gut gibi hastalıklarla bağlantılı olduğuna dikkat çekilmiş. 1960’ta ortaya atılan “Tutumlu Genler Hipotezi” ile ilk kez obezitenin genetik temeline değinilmiş. Obezitenin android-jinoid olarak sınıflandırılması ise 1974’te yapılmış. İnsülin direnci ve abdominal obeziteye bağlı ölümcül bir kısır döngü olan Metabolik Sendrom (MetS) da 1980 yılında tanımlanmıştır.

Kilolarımın adı ne?

Buraya kadar sürekli “obezite” kelimesini kullanmış olmamız sizi korkuttu mu? “Biraz fazla kilom var diye, ben de mi obez sayılıyorum?” şeklinde düşünmüş olabilirsiniz. Korkmayın, konu sağlık dilinde bu kelimeyle işlendiği için obezite deyip duruyoruz. “O zaman ben neyim?” derseniz, gelin şu fazla kilolara bir isim koyalım.

Vücutta oluşan fazla yağlanma, BKİ (Beden Kitle İndeksi) değeriyle yorumlanır. Cep telefonlarının hesap makinesi açıldıysa BKİ formülünü veriyoruz:

BKİ= [(boy (m) ×boy (m)] ÷ kilo (kg)

BKİ’nizi bulduysanız, çıkan değeri yorumlamanız için BKİ değerlendirme tablosunu da şuraya bir yere koyuyoruz.

Bu yazının devamını İnsan ve Hayat Dergisi’nin 116. sayısından (Ekim 2019) okuyabilirsiniz.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 240 kez okundu. Bugün: 2)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.