AraştırmaSeyahat

Çatalca’nın Gözyaşları Kaynak Suları

Bir gün talebelerle hocalar, kalabalık bir sofra etrafında toplanmışlar. Hocasının biraz gergin ve stresli olduğunu anlayan bir talebe, su ikram etmek istemiş. Hoca da o anlık geri çevirmiş ve su ile pek aram yok, demiş. Bunun üzerine nüktedan talebe, hocasına; suyu sevmiyorsanız, bizi de sevmiyorsunuzdur, demiş. Hoca da şaşırarak, ne alakası var suyun sizinle evladım, demiş. Bunun üzerine talebe, bizim de yüzde yetmişimiz su değil mi hocam, demiş.

Elbette talebe haklı. İnsanın yüzde yetmişi su olduğu gibi dünyanın da yüzde yetmişi su ile kaplı. Hayat kaynağımız olan, onsuz en fazla üç gün yaşayabileceğimiz suyu ne kadar tanıyoruz?

Susuzluktan yutkunamadığımızda, sıcağın alnında saçlarımızdan ensemize doğru süzülen ter damlalarının negatif tesirinin pozitife tebdil edilmesinde, çatlayan dudakların su ile buluştuğu o harikulade lahzada idrak ettiğimiz suyu, her zaman baş üstünde tutmamız gerekmiyor mu?

İşte aziz bir nimet olan suya, bir nebze olsun hakkını vermek üzere çıktık yola. İstikametimiz, İstanbul’un mühim su merkezlerinden biri olan Çatalca.

Toprak ve rahmet

Geceleyin yağan yağmurun suları, yerdeki ıslaklık ve ayaklara yapışan çamurda, yapraklardaki damlacıklarda belli ediyor kendini. Toprak, rahmete doymuş, ağaçlar yıkanmış, üzerlerindeki tozdan azade olmuşlar.

Güneş, arada bir bulutların arasından gösteriyor yüzünü.

Çekiniyor mu, bilinmez.

Çatalca’da bir yaz günü.

Yağmurun tesirinden olacak, hava bahar günlerinin izlerini taşıyor.

İstanbul’un beton yığınlarının arasından sıyrıldıktan sonra, boylu boyunca yolu, meşe ve gürgen ağaçları sarıp sarmalıyor.

Yemyeşil orman, yukarıda bulutlar ve arasında gökyüzünün maviliği.

İlim ehli için biçilmiş kaftan buralar.

Zira derler ki ilmi en iyi şekilde öğrenmek için, insanın gözünün maviye de yeşile de doyması lazımdır.

Ne hoş söylemişler, ne güzel anlatmışlar…

Çatalca, gözlere sunduğu güzelliklerinin ardında daha nicelerini saklıyor, sinesinde nice sırlar barındırıyor.

Biz, bu seferlik sadece çeşmeleriyle alakadar olacağız. Bunca ağacın elbette suya ihtiyacı olacaktır. Sadece ağaçların mı, her türlü hayvanatın ve dahi insanların. Evvela, Çatalca’nın bütün sularının kaynağı denilen Kurşunlugerme’den başlayalım.

Kurşunlugerme

Buraların en yüksek tepesi vardır, adına “Kuş Kayası” derler. Kuş uçmaz, kervan geçmez gibi görünen bu yerin ne yaz ne kış; soğuğu, rüzgârı eksik olmaz. Her şeye rağmen buranın havasını soluyanlar, taşında bir nefes sıhhat bulanlar olmuştur elbet.

Kurşunlugerme çeşmesi, bu tepenin eteklerinde bulunuyor. Hangi zamandan beri akıyordur bilinmez. Ahaliden kime sorsanız, Çatalca’nın bilumum suyu, Kurşunlugermeden gelir, derler. Suyu hem serin hem de lezzetli.

Avcunu açıp da içenin gönlüne huzur verici. Yolu zorlu olsa da gitmeye, suyundan içmeye değer bir yer, en azından yapanların, vesile olanların hatırına.

Gümüşpınar Çeşmesi

Çatalca’nın Gümüşpınar köyüyle aynı ismi taşıyor çeşme. Kaynağı, evvelce dediğimiz gibi, Kurşunlugerme’dir. Bugün hâlâ köylünün kullandığı, yanı başında hayvanlarını suladığı çeşmenin hemen yukarısında, suyun eskiden aktığı çeşme duruyor. Üstü kapatılmış olsa da tahliye hortumundan dahi su akmaya devam ediyor. Bolluk ve bereketin vesilesi, ecdadın döktüğü gözyaşları, sarf ettiği emeklerdir vesselam.

Aile Bayırı Çeşmesi

Binkılıç’a giderken yolun hemen altında bir çeşme burası. Durup suyundan içmek, havasını teneffüs etmek icap eden yerlerden.

Dün, atıyla yola revan olanlara bir yudum su ikram ettiği gibi, bugün gelenleri de geri çevirmiyor. Bizlere düşen, kıymetini bilmekle beraber gönül testimizi, daima ecdada duyulan muhabbet çeşmesinden doldurmaktır. O çeşmeden içilen bir yudum su bile, sadra ferahlık ve şifa olacaktır.

Kırmızı Çeşme ve Çırçır Çeşmesi

Her iki çeşme de Binkılıç’ta. Çırçır Çeşmesi’ni, 1950’lerde, o bölgeden ilk hacca gidecek olan Hacı Salih Gül isimli bir hayırsever yaptırmış. Daha evvelinde de oradan su akıyormuş. Ağaçların arasında, bambaşka bir hava var burada. Çeşme, tatlı suyunu içenden, bir hayır dua bekliyor yaptıran sahibine.

Kırmızı Çeşme, adını zaman zaman kırmızı akan suyundan alıyormuş. Bugün eski çeşmeyi hemen yanına, bir ağacın gölgesine taşımışlar. O ağaç bilir de çeşmenin, suyun kıymetini, bakalım biz insanlar bilebilecek miyiz? O suyu daha ne kadar akar vaziyette tutabileceğiz?

Kabakça’nın suyu

Bu çeşmeden insanlar, arabalarla yanaşıp damacanalarla su taşıyorlar. Büyük hortumlarla dolduruluyor sular. Her gelen, nasibini yüklenip gidiyor. Ahalinin söylediğine göre, bu sudan demlenen çaylar ayrı bir güzel oluyor, çaydanlıklar da kireç tutmuyormuş. Ayrıca bu suyun, sağlık açısından da faydası olduğu söyleniyor. Böbrek taşı ağrısı çeken birçok hasta, bu suyu içtikten sonra şifa bulmuş. Bir içen, bin defa daha içer, deniyor.

Dikkat-i nazar

Bambaşka bir coğrafyada, bambaşka lezzetler var. Hangi çeşmeden içseniz bir avuç su, sanki içinizde bin çiçek açıyor. Her yudum, vücuda girip kana karışıyor, kanla birlikte bedenin hücrelerini dolaşıyor. Bedeni aşıp ruha ulaşıyor. Öylesine lezzetli, öylesine şifalı, öylesine derin mana yüklü sanki bu sularda…

Şehrin karmaşasına böylesine yakınken, bir o kadar da uzak kalabilmiş bir yer Çatalca. Allâhüâlem, ecdadın buraya ayrı bir dikkat-i nazarı olmuştur. Geçmişte atılan her tohum, burada yeni tohumların atılmasını sağlıyor. O zamanlarda yapılan çeşmelerden, bu zamanlarda içilen bir yudum su, buna vesile oluyor.

Bir kıymet, ancak ve ancak onu iyi tutmakla, ona sımsıkı sarılmakla elde tutulabilir. Çatalca, özellikle çeşmeleriyle, bu kıymetli yerin nüvelerinden bir tanesi. Özüne, mayasına dökülen suyunda ayrı bir hazine var. O hazine orada duruyor. Sadece bilenler gidip istifade ediyor.

Nasibdâr olmak

Ağaç hışırtılarının arasında sessizce, kimsesizce ve usulca, iplik iplik akan suyu bulmak kolay bir iş değildir. Her şeyden öte, nasip vardır. Suyu bulmanın ayrı, suyu tatmanın ayrı ve o su ile beraber su gibi yaşamanın ayrı ayrı nasibi vardır.

Ve diyebilirsiniz ki suyu aradı, aradı, aradı, ancak bulamadı. Bu durumda ne olacak?

Şöyle cevap vermek isteriz: Bir insan, bütün hayatı boyunca suyu arasa fakat bulamasa, yine de hayatı boşa geçmiş sayılmaz.

 

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu