Dijital Mahremiyet

0

Üçüncü kişilerin yanı başlarında bitiverdiği durumlara ne oldu? Her şey güllük gülistanlık mı? İnsan, izlenmese bile dijital ağların karanlık yüzünü, pasif tüketici gibi her an tüketmeli midir? Mahremiyet hissiyatı, paylaşmanın hazzına ve birkaç espriye feda edilecek kadar ucuz mu? Yoksa her daim kendi kendinin güvenlik görevlisi mi olmalı insan?

Geçen ay içinde İngiltere’de çıkan bir haber vardı. Haberde, mesajlaşma programlarından birinin açığının bulunduğu anlatılıyordu. Söz konusu mesajlaşma programında grup kurulduğu vakit, üçüncü kişilerin kolay bir şekilde, programın açığından istifade ederek gruba dâhil olabileceği tespit edilmişti. Kendini gruba göstermeyen ve gizlenerek dinleme yapan bu üçüncü kişi, toplantıları usulsüzce gözetleyenlerden farkı yoktu.

Cep telefonları vaat ettiği kadar mahremiyete riayet ediyor mu? Her yeni program, arkasındaki reklam ve PR ile dünya çapında bir gürültü koparırken, üçüncü kişilerin elini kolunu sallaya sallaya hayatımıza girmeye hakkı var mı? Paylaşım siteleri paylaşılanları, yalnızca kişinin izin verdiği yerlerle mi paylaşıyor? İki görüşten hangisine teslim olmalıyız?

1- “Dijital uçurum büyüyor, a-sosyal kalma; sen de katıl.”
2- “Ekranların arkasında saklanan, insanların hayatlarını kontrol eden karanlık yüzler, seninle beraber değerlerinin de düşmanlığını yapıyor.”
Bütün sorular ve cevapları aslında; “Pasif bir alıcıdan aktif bir bilgi seyrüsefercisi nasıl olabiliriz?” büyük sorusunun altında toplanıyor.

İstediğimiz sorudan başlama hakkımız var, ama buyurun ilkinden başlayalım…

Bu yazının devamını İnsan ve Hayat Dergisi’nin 98. sayısından (Nisan 2018) okuyabilirsiniz.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 198 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.