İnsanMedyaSağlıklı Hayat

Hiç TV Dizisi Takip Etmeyen Var Mı?

Bazı davranışlar vardır; kişi, bu doğru davranışı yaptığında kendisini yalnız hisseder. “Bir tek ben miyim acaba?” sorusu, içinde yankılanır. Dizi takip etmeyenler, yalnız değilsiniz; pek azı müstesna farklı da değilsiniz.

Geçenlerde topluma açık sosyal medya platformlarının birisinde soruldu bu soru: Hiç TV dizisi takip etmeyen var mı? Cevaplardaki farklı sebepler, dizi takip etmemeleri kadar ilginç. Siz hangi cevapta varsınız? İşte cevaplar:

“Üç günlük dünya denilen, kendi yalanken dünya… Yalan içinde yalanla oyalanacak kadar uzun bir ömrüm yok.” Gayet iddialı değil mi sizce de?

“Hiç vaktim yok, olsa da dümdüz oturup dizi-film izleyemiyorum, mutlaka bir şeylerle uğraştığım için. Tavsiye dizileri de bilgisayarda arka planda açıyorum, dinliyorum ve ara ara bakıyorum sararsa. Ama son zamanlarda saran yok.” Kimileri aslında dizi izlemiyor; ancak arkadaşları onlara dizi tavsiyesinde bulunuyor. Yani kendisi bizzat oturup dizi takibi yapmıyor. Dolaylı yoldan arkadaş vasıtasıyla dizi takip ediyor.

“Kimseyi kırmak için söylemiyorum ama Türk dizileri, insan aklını hiçe sayıyor. Hatta aklımızla alay ediyor. Mutlaka istisnalar vardır ama genel olarak durum bu.” Aslında bu cümleyle, dizileri zihninde yerli ve yabancı olarak ayırmış. Yani yabancı dizi izleyebilirim, demek istiyor. Dili yabancı da olsa anladığın dilde de olsa mevzusu bize çok yabancı!

“Vakit yok, zaten TV de yok evde. Ama dijital platform dersen bütün boş şeyleri izlemenin kralıyım.” Bu son zamanların dizi takipçiliği; illa TV’den değil dijital platformlar da olunca sanki çok iyi diziler varmış gibi. Hani “Ben herkes gibi TV’den izlemiyorum; para vererek abone oldum, seçkin zümredenim!” gibi bir ayrıcalık hissettiriyor. Ancak sonunda TV’de dizi takibi yapmadığına sevinse de dijital platformlara kendini kaptırmanın pişmanlığını ifade ediyor.

“Diziler hep konak, ağa, takır takır silahlar, işkence, güçlü erkek, ezik kadın, katrilyonluk aileler… Öyle ki oyuncular ne yaparlarsa yapsınlar, ifade edilen zenginliğin karşısında fakir görünüyorlar. İki bölüm izledin mi üçüncü bölümü artık için almıyor, izlemiyorsun.” Alttan alta ilk iki-üç bölüme kendini kaptıranların halini yansıtıyor. Bir yanıyla dizi takip etmek istiyor, diğer yanıyla da takip edilecek gibi de değil diye, kararsızlık basamağında duruyor. İlk fırsatta kendini bir diziye kaptırabilir. Sonrasında nefsine levm etmeye devam.

“Biraz da kitap okuyalım, yeter ağalar, hanımlar, lüks evler ve mafyalar…” Bu da zamanında çok dizi takip etmiş. Dizilerin benzer senaryolarda olduğunu keşfedebilmiş… Dizi izlemekten sıkıldığı için kitap okumaya merak salmış.

“TV sahibi değilim. Dizi adına hiçbir şey üyesi değilim. Hiçbir saçmalığı izlemiyorum.” Belki de sorunun en aranan cevaplardan birisi budur. Bırak dizi saçmalığını, günlük hayattaki haber ve kargaşadaki hiçbir saçmalığa yeri yok.

“Pandemiden beri TV izlemiyorum. 2 sene olmuş, eksikliğini hiç hissetmedim.” Ne olduysa pandemide olmuş, ondan sonra TV ile arasına set çekmiş. Eskiden TV bir ihtiyaç gibi imiş hayatında, hayatından çıkarınca da bir eksiklik hissetmemiş. “Gerçekten diziler, insan için bir ihtiyaç mı?” sorusunu sorduruyor insana.

“Ben, insanları ertesi gün iş yerinde bunlardan bahsetmek için bile izlemesi gerektiğini savunan bir güruh içindeyim. Help (İmdat, yardım!)” Dizi İzleme baskısına maruz kalanlar da çok.

“Bazı dizilerin yorumlarını okumaktan, diziyi izlemekten daha çok keyif alıyorum.” Bu da apayrı bir kategori, aynı futbol müptelaları gibi. İnsanlar futbol seyretmekten çok, yorumcularına kendini kaptırmış. Maç 90 dakika, yorumlaması 150 dakika/2 buçuk saat. Bir de iki üç gün sağda solda, işte, okulda, eşte dosta anlatırken 90 dakikalık maç, 3 günlük zamana yayılıyor. İşte, dizi yorumcuları da aynen böyledir. 120 dakikalık dizi, anlatımla oluyor 3 günlük çene yorulması. Bunlar aynı zamanda dizinin gönüllü reklamcıları gibi ortalıkta gezerler.

“Yoğunum ben, TV’yi görmüyorum. Zaten eve, otel gibi arada uğruyorum, onda da yemek, temizlik derken…” Demek ki evde TV dahi olsa eğer, TV izleyemeyecek kadar yoğunsanız, dizi takip etmezsiniz.

“Ne, sadece dizi mi? 30 yıldır evimden TV’yi attım, telefonumda bile kitap dinliyorum.” Bazı insanlar ‘TV’den izlemiyorum, telefondan bakıyorum.’ diyor ya, muzır hangi ekrandan seyredilirse seyredilsin, yine muzırdır. Telefonundan bile izlemiyorsan, dizi takip etmiyorsundur.

“Ben, insanları ertesi gün iş yerinde bunlardan bahsetmek için bile izlemesi gerektiğini savunan bir güruh içindeyim. Help (İmdat, yardım!)” Dizi izleme baskısına maruz kalanlar da çok. Sırf işyerinde ya da çalışma ortamında muhabbeti döner diye, futbol, dizi veya film izleyen bir kitle de bulunuyor. Neyi neden izlediğini bilmeyen, “toplumsal kanı”ya göre yaşayan bu grup, sizin de hayatınıza tesir edebilir. Her defasında bu gibi mevzulardan hazzetmediğinizi dile getirmeniz, bir refleks olarak geliştirilebilir.

“Evimdeki TV, annemle babam gelince açılır.” TV sonrası kuşak, TV kuşağına nispetle ekrandan daha uzak durabiliyor. Ancak onların aileleri geldiğinde, onların TV davranışına uymak zorunda kalabiliyor. Yani pasif izleyici konumunda, diziye maruz kalabiliyor.

“Varım ama bunun övünülecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Çayı şekersiz içiyorum diye hava atmakla aynı şey. İnternet dizisi ve yabancı dizi izlemek, bizi elit yapmaz.” İzlemediğimiz şeyleri kötülemek, bize bir şey kazandırmaz, haklı. Farkındalık oluşturmak için anlatmak ise muhatabına çok şey kazandırır.

“Son 5 yıldır hiçbir dizi izlemek bir yana, isimlerini bile bilmiyorum. Biz daha çok haber kanallarına takılıyoruz.” Bir de 24 saat haber bağımlısı olanlar var. Belki de gerçek hayattan en habersiz kendisinin kaldığının farkında değildir. Dizi izlememek için “haber”e de kaçmayın, yoksa sizin hayatınız, dizi gibi olur. Üstelik kendiniz bile, kendinizi takip edemezsiniz. “Kendimden haber alamıyorum.” cümlesi dökülüverir dudaklarınızdan.

“Hiçbir dizi izleyemiyorum, tahammül edemiyorum.” Başkasının derdinin, gerginliğinin hamallığını yapmıyorum, diyor. Tahammül ile hamal aynı kökten iştikak ediyor, malumunuz. Gözlerimize yüklediğimiz her şey beynimize, bedenimize, ruhumuza sirayet ediyor. Hayat yükümüz ve sorumluluğumuz çok az da, dizi hamallığı yapmaya, tahammül sınırımızı boş yere zorlamaya mı çalışıyoruz.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu