AraştırmaKapakKültür Sanat

Şükûfenâme’ler”

Çiçek Açan Kitaplar

Bazı şeyler anlatmakla olmaz, yaşamak, tecrübe etmek lazımdır. Önce yetiştirilecek bitkiyi, tohumu seçmek, ardından ona uygun toprağı ve zemini hazırlamak, serpilip büyüdüğünü, boy attığını, çiçek açtığını görmek, terbiye etmek, ondan tohum almak bir çiçekten bin çiçeğe uzanan bir gül bahçesi hazırlamak işin erbabına hastır.

Bir lale soğanı için yıllarca uğraşmış erbabı, bahçesinde her bahar bir diriliş görmek her hazanda ölümü tefekkür etmek için.

Şükûfe, açmamış çiçek, tomurcuk anlamına gelen bir kelime, şükûfenâme ise çiçeklerle ilgili yazılan eserlere verilen isimdir. Bu eserlerde lale, karanfil, nergis, gül gibi çiçeklerin bakımı, ekim zamanı, daldırma usulleri, toprağının mahiyeti, güzelliğinin hususiyeti gibi pek çok konular ele alınmıştır. Anlatılan hususları bugün bile anlatıldığı şekilde tatbik etmek mümkündür.

Abdullah Çelebi’nin Şükûfenâmesi’nden nergis çiçeğinin incelikleri

Nergis tohumu

Tohuma koyulacak şükûfenin kuzusu olmamalı, tek soğan olmalı. Kuzusu olan soğanın tohum zamanı geldiğinde kuvveti kuzuya gider ve tohum tutmaz, tutsa da az tutar. Tohuma bırakılacaksa yaza yakın açılan çiçekten bırakılmalıdır. Erbainde alıkonan çiçek, soğuktan tohum tutmaz. Yaza yakın ekilecek tohumun üzerine tülbentten bir torba edip tohumu içine koyup boğazından bağlanmalı ki başmak böceği ve toprak haşereleri zarar vermesin. Bundan sonra yanına bir çubuk dikilip tohum bağlanır. Fakat iplik ile bağlandığında gevşek bağlanmalı ki tohumun sapı uzadığında kırılmasın.

Tohum yetiştiğinde sarı renkte olgunlaşmalıdır. Tohumdan gelen renksiz ise, ham olduğunun emaresidir. Olgun olan tohumdan gelen, sarı renkli olur. Tohum olgunlaştığında alıp saklamalı. Ağustos tam geldiği gibi tuğla ile küçük küçük haneler edip toprağı ince elekten eleyip un gibi yapmalıdır. Ardından tohumunu bir bir soğan diker gibi aralarında birer parmak miktarı boşluk olacak şekilde dikilir ve üzerine üç parmak miktarı toprak dökülür. Toprağın dibine kadar tesir edecek şekilde sulanır ve üzerine hasır yahut çul parçası örtülerek on günde bir su verilir. Ta ki kasıma kadar bu hal üzere devam edilir ve üzeri hiç açılmaz. Kasım geldiğinde artık su verilmez ve istenen meydana gelir.

Nergis toprağı nasıl olmalı?

Toprağın çeşidinde sınır yoktur, lakin sarı et toprak, kara et toprak ve sarı kesme toprak ve kil toprak ve ince kum toprak iyidir. (Et toprak: İçinde ufak ve hurde taşı olmayan toprağa derler. Bu cins toprak, suyu gereği gibi çekmez, nemli ve rutubetli kalır fakat nergis için evladır.) Bunlardan sarı kesme toprak, sarı çiçek için oldukça iyidir lakin toprağı kıraç yerden olmamalıdır. Ondan sonra makbul olan toprak, sarı et toprak ve kara et topraktır.

Sarı nergisin ekim zamanı

Ekim zamanı: Ağustosun on beşinden sonra dikmek kadim bir kanundur. Bunda çeşitli görüşler vardır. Bazıları demişlerdir ki ağustosun on beşi yazdan, on beşi kıştandır. Havalar akşamları bir miktar soğur, sıcağın harareti azalır ve ağustos yağmuru bitkilere faydalıdır. Soğanı bu ayda ekmek faydalıdır, soğanın toprakta durması iyidir demişlerdir. Ve bazıları yağmur yağarsa bu görüş makuldür eğer yağmazsa soğan sıcak toprakta dura dura pişer, soğan zayıf olur. Hülasa, eylül ortasındaki kasıma kırk elli gün kala dikilmesini evla gördük. Sarı soğanın biraz daha geç dikilmesini evla gördük. Zira erken dikilirse kuzu atar ve kuvveti kuzuya gider, goncası zayıf olur. Ama biraz geç dikildiğinde vakit geç olmamakla kuzulamayıp kuvvetini gonyaca sarf edip çiçeği kuvvetli olur.

Tabîb Mehmed Aşkî Efendi, Karanfilnâmesi’nde karanfilin nasıl yetiştirildiği anlatılıyor:
“Karanfile lazım olan toprak sarı renkli, taşı az, eti demli ve kokusu hoş olandır. Sapa addedilen yerlerin toprağı ve bazen gilik otu (Çiriş otu) ile bezenmiş boş tarlaların toprağı gayet iyi olur.”

Karanfil cibresi ve terbiyesi nasıl olmalı?

Cibrenin aslı kuru üzümden olanıdır. Şerbetçilerden ve helvacılardan tedarik edip gayet sıcak bir mahalle yani güneşin ziyade tesir ettiği bir mahalle koyulup her gün karıştırılıp bir haftaya kadar kurumalıdır ki rutubetten eser kalmamalıdır. Bundan sonra üstü örtülü bir yerde ihtiyaç zamanına kadar saklanmalıdır. Açıkta kalan ve üzerine yağmur ve kar yağmış cibreli karanfil toprağına karıştırmaktan sakınılmalıdır. Zira toprakta solucana sebebiyet verir ve köklerinin gelişmesine manidir, toprağı sertleştirir ve hatta karanfilin kurumasına sebep olur. Rutubetli cibreden kaçınmak gerektir.

Karanfile hangi gübre verilmeli?

Karanfile lazım olan at gübresidir ki arpadan hasıl olmalı. Böyle olan gübreyi sıcak günlerde bir mahalle koyup haftada bir defa alt-üst etmek gerekir. Üç ay kadar bu şekilde özen gösterdikten sonra karanfil toprağına karıştırılabilir.

Karanfil toprağı oluşturmak için kural şudur ki; bir ölçü toprak ve bir ölçü kuru cibre ve iki ölçü gübre birbirine karıştırılmalı ve ardından karanfil dikilmelidir. Karanfil için en güzel saksılar Büyükdere’dekiler
Bilinmelidir ki İstanbul yakınlarında saksı yapılan mahallerin karanfili beslemesi ve saksının suyu çekmesi gerekmektedir. En iyisi Kavak’ta yapılan saksıdır. Keza Küçüksu da Kavak saksısı gibidir lakin şekilsizdir. Erbabı için güzel şekle sahip değildirler.

Büyükdere’de yapılan saksının şekli, güzelliği hepsinden iyi, seçkin güzellikte ve suyu güzelce çekmektedir. Ancak şiddetli kışta dona dayanıksızdır. Ismarlarken hususiyetle ısmarlamalıdır ki fırınlanırken ateşinin ölçüsüne dikkat etsinler. Çiğ ve yanık olmayıp itidal üzere pişkin ve rengi kırmızı olmalıdır.

Karanfil daldırmasının vakti ve kaideleri nelerdir?

Karanfil daldırmasının vakti, sıcak günler tamam olup ağustosa bir hafta kaladır. Daldırma işlemi yapılmadan bir hafta evvel etrafında olan kuru yapraklar temizlenir, yeşil yaprakların uçları bir parmak miktarı kesilir. Su verilmez ve hali üzerine bırakılır. Ardından daldırma yapılacağı vakit karanfilin daldırılacağı yerin, saksının eski toprağını bir parmak miktarı kazıyıp dökmek gerekir. Evvelden zikrettiğimiz toprak karışımı koyulur ardından daldırma olacak boğumlarına dikkatle bakmak gerekmektedir. Yaprakların altında kalan yeşil kısmının ikinci budağının altından yani üçüncü budak ile ikinci budak arasından kalemtıraş (kesici bir alet, maket bıçağı) ile kamışını ortadan ikiye yarmalıdır, hatta ikinci budağını aşırıp ilk budağına yakın kalmalıdır. Bundan sonra ikinci budağının budağını ortasından sünnet edip eğrelti çubuğu ile nazikâne bastırılır. Saksıda olanların tamamı bu hal üzere yapıldıktan sonra gölgelik bir mahalle koyulup sulanmalıdır. Bir hafta, on gün kadar güneşin sıcağından korumalı, ardından evvelki gibi iskelesine konmalı. Zaman zaman akşamları sulanmalı, kuruluktan ve sıcaktan sakınmalıdır.

Ali Çelebi Şükûfenâmesi’nden enteresan gül isimleri:
Gül-i sad-berk; güzelliği malumdur, bütün güller içerisinde en güzel olanıdır. Bu diyara Avrupa’dan gelmiştir, bir diğer ismi de Frenk gülüdür. Frenk lisanındaki adı da sad-berk anlamına gelir. Sad-berk, yüz yapraklı demektir. Büyüklükte bu güle yakın bir gül çeşidi daha vardır. Adına londrine derler ve o da Avrupa’dan gelmiştir.

Bir gül daha vardır ki goncaları nohut kadar, açılmış hali ise bir kuruşun dörtte biri kadardır. Gonca iken goncasının ve çubuklarının rengi dârçîna (pembeye) benzer ve ismi Dârçînî güldür. Bu gül dahi Avrupa’dan gelmiştir.

Yediveren gülleri de Avrupa’dan gelmiştir. Yediveren Gülünü Gümrük Emini Hasan Ağa, Sultan Murad için getirtmiştir. Bunlardan başka birkaç gül daha vardır ki kimine Gül-i Ra’nâ, kimine gül-i Zîbâ ve kimine Van ve kimine Mısır gülü derler.

Mısır gülüne Gül-i Nâsır derler ve bazıları Gül-i Nâsır bu diyarda olan sarı katmer gülünün adıdır derler.

Lalenin İstanbul Serüveni

Tabîb Mehmed Aşkî’nin Takvîmü’l kibâr min mi’yâri’l-ezhâr isimli eserinden:
Bir döneme ismini veren, İstanbul’dan Avrupa’ya ve hatta bütün dünyaya rengârenk halleriyle ulaşan lalenin İstanbul’daki serüveni rivayetlere göre Ebussuud Efendi ile başlar.

“Evvela İstanbul’da lalenin büyüyüp gelişmesine sebep, Ebussuud Efendi rahmetullahi aleyh Hazretleri’dir. Anadolu’da, Bolu sahralarında yetişen lalelerin soğanı kendisine hediye gelmiştir. Ardından Ebussuud Efendi bu soğanı bahçesine ekmiştir.” Böylece lalenin İstanbul’daki serüveni başlamıştır.

Güzel Lalenin Hususiyetleri

Şeyh Mehmed Lâlezârî’nin Mîzânü’l-ezhâr isimli eserinde, güzel lalenin hususiyetleri şöyle anlatılır:
• Lalenin yaprakları sert ve sağlam olmalı, gevşek olmamalıdır.
• Gerek tek renk ve gerek iki renk olsun, iç ve dış yaprakları hoş kumaş ve parlak olmalıdır.
• Lalenin sapı boysuz ve kısa olmayıp uzunca açmalıdır.
• Lale kirli olmamalı, gerek sarı, gerek nebâti ve gerek beyaz ile iki renk saf olmalıdır.
• Uçları ince, nazik ve gevşek, yaprağı beraber olmalıdır.
• İç yapraklarının uçları dış yapraklarının uçlarından nazik olmalı.
• Lale eteksiz olmalı yani yaprakları geniş olmamalı.
• İç yapraklarının eni dış yapraklarının enine müsavi olmalıdır. Böyle olursa lale edib olur, fitilleri fazlaca gizli olur. Ancak hepsinde eşitlik bulunmayıp dış yaprakları biraz genişçe olsa da mani değildir. Zira azıcık noksan ile edib olan çok lale de görülmüştür.
• Lale, sapını ve başını doğru tutmalıdır. Biraz temayülü mani değildir, tamamen olmamalıdır.

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı