Kapak

Bal Dededen, Bal Toruna

Ali, yaz tatilini dedesiyle geçireceği için çok heyecanlıydı. Dedesinin yanında kendini yaşça büyük ve çok kıymetli hissediyordu. Dedesi onunla sohbet ediyor, ona fikirlerini soruyor ve cevaplarını da can kulağıyla dinliyordu.

Bir gün köydeki arkadaşlarıyla oynarken, kendini bir anda kavganın içinde buldu. Yukarıdaki köyün çocuklarıyla oyun alanı kavgası yapan çocuklar, birbirlerine bağırarak kötü sözler söylüyorlardı. Kavgaya tutuşan çocukların arasından hızlıca sıyrılan Ali, bir taraftan eve doğru koşuyor bir taraftan da ağlıyordu. Dedesinin yanına geldiğinde gözyaşlarını silmeye çalıştı. Çok korkmuş olacak ki dedesinin sorularına yanıt veremiyordu. Biraz sakinleştikten sonra dedesine, olan biteni anlattı. Kavgada söylenilen sözlerden dolayı çok kırıldığını ifade etti. Dedesi, bu duruma çok üzüldü ancak ona, ileride hayatının her anında lazım olacak bir nasihat için de fırsat bulmuş oldu.

Karşısına oturan torununa anlatmaya başladı. “Bak benim bal torunum, söz nedir, bilir misin? Bebeklik çağında yavaş yavaş başlayan, sonra bir ömür devam eden bir ihtiyaçtır. İnsan, derdini söz ile anlatır, çaresini arar. Ama bu söz, kimi zaman güldürür kimi zaman düşündürür kimi zaman sevdirir kimi zaman düşman ettirir. Kimi içini dökmek için konuşur kimi içindeki boşluğu doldurmak için. Kimi sözüyle olgunluğunu belli eder, kimi olmadık yerde kendini rezil eder. Bir söz ki, isteyene izzet de onda zillet de…”

Ali, dikkatle dedesini dinlerken kısa bir sessizlikten sonra dedesi devam etti. “Söz bu ya, anlık bir teemmül ile bir çırpıda çıkar ağızdan. Karşı tarafın sahasına geçti mi artık o sana ait değil, sen ona aitsindir. Hüküm giyilmiş, karar verilmiştir. Ne, zamanı geri almak mümkün olur ne de bir çift sözü. Geriye kalan belki hatırı kırılmış bir gönül, belki huzur dolu bir ömür olur.

Söz ki geçmişten geleceğe aktarılan zahmetsiz bir tecrübe, geçmişi geleceğe hatırlatacak silinmeyen bir izdir. Sevdiklerimizden kalan kulaklarımızdaki son çınlama, belki yanlışa düşme yolunda manevi bir engeldir. Bilir misin bal torunum, benim kulaklarımda çınlayan dedemin o güzel sözü neydi? Yunus Emre’nin bir şiiriydi.

‘Söz ola kese savaşı

Söz ola kestire başı

Söz ola ağulu aşı

Yağ ile bal ede bir söz.’

İşte her şeyin başı bir sözdür.”

Nasıl ki bir ağacın verimliliği, meyvesinden bilinirse; insanın güzelliği de sözlerinden anlaşılır torunum. Bir gönlü bahtiyar edecek, nice dualara vesile olacak, duyanların yüreklerine su serpecek sözlerin olsun. Her sözün kırmayan doğruluklardan, gücendirmeyen hitaplardan olsun. Çünkü söylenen her sözün üzerinde, içinden çıktığı kalbin elbisesi vardır. Güzel kalplerden çıkan güzel sözler sertleşmiş bile olsa kalbi yumuşatır, muhabbeti sağlar.

Arkadaşların biraz sinirle birbirlerini kırmışlar. Hepsi de kalbi güzel, tertemiz çocuklar. Yarın onlara bir iyilik yapıp barıştıralım mı? dedi, dedesi. Ali, dedesinin sözlerinin bir kısmını anladığı, bir kısmını ancak ileride tecrübeyle anlayacağı sözlerinden sonra, “tabii ki dedeciğim” dedi. Ertesi gün dedesiyle beraber kendi köyündeki ve yukarı köydeki çocuklara çikolata ikram etti. Kavgalı olan çocuklar önce yakınlaşmak istemeseler de verilen çikolataları yemek için birlikte oturdular. Kin beslemek nedir bilmeyen bu masum kalpler, birlikte oturdukça kalpleri yumuşamaya başladı, en sonunda tatlı tatlı sohbetler edip barışmaya karar verdiler. Muhabbet ettikçe kaynaştılar, arkadaşlık bağını güçlendirdiler. Hep beraber bütün gün oynadılar. Ali, dedesinin yanına gidip ona sıkı sıkı sarıldı. “Dedeciğim, benim de uzun yıllar geçse bile hatırlayacağım, tıpkı senin dedenin söylediği gibi, benim de kulaklarımda çınlayacak bir söz söyler misin?” dedi.

Dedesi, bal torununun gözlerinin içine bakarak şöyle dedi:

“Aman güzel evladım, dilinden çıkan her söze çok dikkat et. Çünkü bir söz ki bir gönlü bir günde ihtiyar eder. Bir söz ki bir gönlü bir ömür bahtiyar eder.”

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu