AraştırmaEğitimİnsanMedya

Gençlerde Aile Kalkanı

“Facebook” üzerine yapılan bir araştırmada, ortaokul öğrencilerinin facebook algısı incelenmiş. Öğrencilerden biri; “facebook’u göze benzeterek, facebook göz gibidir. Her şeyi onunla görebiliyorum.” derken; bir başka öğrenci, “facebook ilaç gibidir. Çünkü kullandığım zaman bütün sıkıntılarımı alır, götürür.” diyerek sıkıntıdan kurtulma aracı olarak görmektedir.

İki öğrenci tenefüs esnasında yaka-paça kavgaya tutuşmuşlar, nöbetçi öğretmen de olaya müdahale edip yanıma getirmişti. Biraz sakinleşsinler, sonra konuşur, problemi çözmeye çalışırız diye düşünürken; onlar birbiriyle tartışmaya devam ediyordu. Müdahale edip araya girince, meselenin sosyal medya olduğunu öğrenmiştim. Meğer “kimin kaç beğeni aldığı” konusunda tartışmaya başlayıp, ardından kavgaya tutuşmuşlar.

Her ikisi de gerçek hayatta karşılaşmaları ihtimal dâhilinde olmayan yabancı bir müzik grubunu takip eden öğrencilerim, sosyal medya hesaplarından, ikisi birden bu grubun fotoğrafını paylaşmışlardı. Önce, “sen nasıl böyle bir paylaşım yaparsın. O grubu/kişiyi benden başkası paylaşamaz.” cümlesi etrafında tartışmışlar. Bu mesele bir çıkmaz olduğu için, tartışma, “Benim beğenim seninkinden fazla.” noktasına kaymış. Bu hadise, sosyal medyanın gençler arasındaki farklı bir yönünü önümüze çıkarıyor.

Birçok genç için beğeni sayısı, bir değerlendirme ölçütüdür. “Aldığım beğeni kadar değerliyim, aldığım beğeni kadar seviliyorum.” düşüncesi yaygındır. Evet, sosyal medyada yanlış öğrenilen şeylerden biri budur: “Beğenin kadarsın.” Gerçek hayatta asla yapmayacağın bir şeyi sosyal medyada yaparak, oralardan değer devşirmeye çalışmak… Bu nasıl ortaya çıktı, kısaca özetlemek faydalı olacak.

Buraya nasıl geldik?

“Facebook” üzerine yapılan bir araştırmada, ortaokul öğrencilerinin facebook algısı incelenmiş. Öğrencilerden biri; “facebook’u göze benzeterek, facebook göz gibidir. Her şeyi onunla görebiliyorum.” derken; bir başka öğrenci, “facebook ilaç gibidir. Çünkü kullandığım zaman bütün sıkıntılarımı alır, götürür.” diyerek sıkıntıdan kurtulma aracı olarak görmektedir.

Yaklaşık on sene evvel, instagram, basit bir fotoğraf paylaşım ağı olarak kurulmuştu. Bu sırada insanlar, özellikle gençler, “facebook’un modası geçti.” diyerek bir anda instagram’a taşındılar. Elbette instagram’dan da farklı yollarla çok şey öğrenildi. Bunlardan biri narsisizm ile ilgilidir. Burada yapılan paylaşımların, insanların kendi öz benliğine hayranlığını artırdığı, dolayısıyla narsisizmi tetiklediği yönünde araştırmalar yapıldı.

Selfie akımının çıkmasıyla bu imaj olgusu daha da önem kazandı. Neticede kullanıcılar, instagram’da özçekimlerine bakıp ne kadar güzel/yakışıklı olduğunu düşünüp hırslandı. İngiliz sosyal bilimci Kevin Robins, sosyal medyanın bu durumunu şöyle dile getiriyor: “Bana göre açık bir şekilde narsisizm, yani kendine hayran olma durumu var burada. Kendinizi bir birey olarak sergilemek ve kendi varlığınızı arkadaşlarınızla paylaşmak.”[1]

Düşünmeden hareket hızlandı?

“Daima yeniyi ara, eskiyi at gitsin!” Sosyal ağlarda “üstü örtülü” olarak verilen mesajlardan biri de budur. Uygulamalar, yaptıkları güncellemeler ile eskiyi unutturan, yeni ve farklı özellikleri kullanıcılara sunarlar. Bununla birlikte sosyal medyada gündem sürekli değişir. Daima yeni paylaşımlar göz önüne gelirken, diğerleri gözden kaybolur. Bir bakıma düşünmeden hareket etmeye hizmet eden bu hızlı değişim sürecinde, eskiyi unutup yeniye koşmayı öğreniriz.

Gerçek hayatta mahrem bilgilerinizi teşhir eder misiniz? Yahut başkalarının sizi sürekli izlediğini görseniz, ne yaparsınız? Elbette, bu durum hoşunuza gitmez. Aynı şeyler sosyal medyada olunca işin rengi değişiyor. Burada insanlar, kendilerini teşhir etmeyi, başkalarını gözetlemeyi ve başkaları tarafından gözetlenmeyi doğruymuş gibi görüyor.

Sosyal medyada öğrenilen bir başka şey, “Her istediğini paylaş, özgürsün!” mesajıdır. “Fikrini yaz”, “Durumunu bildir”, gibi komutlar ile sosyal medya uygulamaları böyle bir mesaj vermektedir. Son olarak, sosyal medyanın bize yanlış olarak öğrettiği en önemli şey; burada her şey mübah ve olmadığınız biri gibi davranmak serbest, algısıdır.

Çözüm aile kalkanında

“Aile, bütün tehlikelere karşı en büyük kalkandır.” Bazı uzmanlar, çocuk ve ergenlerin problemini çözme hususunda ailenin önemini vurgulamak için bu sözü söylüyorlar. Bu söz, aileyi dâhil etmeden öğrencilerin problemlerini çözemeyeceğimiz (yahut zor çözeceğimiz) anlamına da gelir.

Başta anlattığım iki öğrenciyle yaptığım bireysel görüşmelerde bu sözün haklılığına şahit oldum. İlk öğrencinin anne-babası seneler önce boşanmıştı, çocuk, dede ve ninesinin yanında kalıyordu. Anne ve babanın yokluğunda öğrencimiz, tutunacak bir dal olarak sanal âlemi, özellikle söz konusu müzik grubunu seçmişti.

Diğer öğrenci ise, aile içinde umursanmayan, ihmal edilen biriydi. Sözü dinlenmiyor, yaptıklarına karışan olmuyor, kendi halinde yaşıyordu. Her iki ailede de bir boşluk oluşmuştu. Öğrenciler bu boşluğu sanal mecralarda doldurma arayışındaydı. Kendilerini sosyal medyada önemli hissediyor, aileden görmedikleri ilgiyi burada arıyorlardı. Bir başka deyişle aile kalkanının zayıflamasıyla, sosyal medyanın içine düşmüşlerdi.

Hem öğrenciler hem de aileyle yaptığımız görüşmelerde amacımız bu boşluğu, aile içinde doldurmak, kalkanı yeniden kuvvetli hale getirmekti.

Aile içi iletişimin bozulması, bugün için önemli bir problemdir. Gördüğümüz üzere birçok problemin arkasında aile içi etkileşimin zayıflaması yatmaktadır. Aile üyelerinin eve girer girmez odalarına çekilmesi, aynı çatı altında, fakat kopuk iletişimin olması problem teşkil eder. Sevgi ve saygı bağları ile örülü, güçlü iletişime sahip ailelerde ise zorlukların üstesinden gelmek daha kolay olacaktır.

Aile kalkanınızı kuvvetlendirecek 5 tavsiye

  1. Kişi, Hazreti Allah’ın hakkına ve kul hakkına riayet etmeyi öğrendikçe hataya düşmekten ve gafletten muhafaza olunur. Ailenizde, bu iki hakkın önemini sık sık konuşun ve hayatınızda tatbik edin.
  2. Zengin insan, Hakk’ı bilip ona teslim olan, fakir ise Hakk’ı bilmeyen ve ondan uzaklaşandır. Evinizde gerçek zenginliği aile boyu yaşamaya çalışın ki aile kalkanınız güçlü olsun.
  3. Cahil kimse, ateşiyle yakmasa bile kıvılcımıyla insanlara zarar verir, Ârif’in ise güzel kokusu ona yaklaştıkça artar. Ailenizi güzel kokuların olduğu yerlere yakın tutmaya çalışın.
  4. Kendini bilen insan, başkalarının övmeleriyle mağrur olmaz, onlardan etkilenmez. Kendini bilme nimetini evinizde geliştirmeye çalışın ki sosyal medyanın mağrurluk girdabı, sizi ve ailenizi içine çekmesin.
  5. En sadık kul, bütün amellerini sırf Allah rızası için yapar. Evlatlarınıza ve kendinize Hazreti Allah’a giden yollar ile ondan uzaklaştıranları bir pratik halinde öğretmeye çalışın.
[1] Aktaran; Faik Uyanık, Sosyal Medya: Kurgusallık ve Mahremiyet

Kaynaklar:

-Eren Fetah, Çelik İsmail, Aktürk Ahmet Oğuz, Ortaokul Öğrencilerinin Facebook Algısı: Bir Metafor Analizi, Kastamonu Eğitim Dergisi 22/2, 635-648, Temmuz 2016.

-Uyanık Faik, Sosyal Medya: Kurgusallık ve Mahremiyet, Kocaeli Üniversitesi Yeni Medya Kongresi(Bildiri), 7 Mayıs 2013

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu