Röportaj

Kazançlı Bir Hayvancılık İçin İlgi, Bilgi, Sevgi

Hayvancılıkla uğraşma düşüncesi, herkesin olmasa da birçok insanın zihninin bir köşesinde bulunuyor. Kimisinin hayalidir bu, kimisinin emekli olduktan sonraki niyeti. Uzaktan bakıldığında kolay gibi görünebilir hayvancılık. Ama çok kolay olmadığı, işin içine girildikten sonra anlaşılıyor. Bu sefer hayaller, sukutuhayale; niyetler, sekteye uğruyor.

Bu işe başlamamış ve başlamayı düşünenlerin böyle bir sona düşmemeleri için Manisa Alaşehir’de veteriner hekimlik yapan Mustafa Çetinkaya Bey’in kapısını çalıyoruz. Çalıyoruz, çünkü 15 yılı aşkın zamandır yaptığı işinde köy köy, ahır ahır gezmiş; insanların yaptıklarından, hayvanların lisanıhâllerinden çok şey tecrübe etmiş, bilmiş, biriktirmiştir. Biz de usul gereği, işi ilk önce bilene soruyoruz.

Bu bölgede daha çok hangi hayvancılık yapılır?

Küçükbaş… Ama sayısı çok azaldı. Yaban hayatının sürdürülebilirliği için dağlara önce hınzır salındı. Hınzır çoğalmasın, denge sağlansın diye de çakal. Çakallar da gelip koyunlara saldırır oldu, denk getirdiklerini yedi. Mayıs oldu mu buralarda yaylaya çıkardı insanlar. Ta Kasım, Aralık’a kadar orada kalır, süt, peynir, yoğurt üretirlerdi. Hem de koyunlar orada gebeleşirdi. Aşağıya indiklerinde de doğum yaparlardı. Masrafsız bir hayat vardı yani. Ama maliyetlerin artması küçükbaş hayvancılığı neredeyse bitirme noktasına getirdi. Hınzırın, sonra çakalın dağa salınması da bu sayının azalmasına iyice tuz biber oldu. Düşünün, buranın dağlarında yetmiş beş bin civarında koyun vardı. Şimdi toplasak on beş bin ya var ya yok.

Yeni başlayanlar için en kolay diyebileceğimiz hayvancılık hangisi olur?

Tavukçuluk en kolayıdır. Kümesini düzgünce kur, bölgeye adaptasyonu yüksek kaliteli bir tür al, yemi önlerine dök, yumurtasını topla tavukların. Kolay derken, büyükbaş ve küçükbaşa göre diyorum. Hâkimiyet alanı üç yüz, dört yüz metre. Hadi olsun bir dönüm. Ötesi yok. Koyun öyle değil, koyunu gütmek gerekiyor. Çiftleşme dönemi var, yavru dönemi var. Yılda iki defa kırkımı olacak. Kuzu satımı… Hepsi ayrı birer iş.

Büyükbaş daha zorlu. Sabah, akşam sağıma gireceksin. Kışın üç öğün, önüne yiyeceğini koyacaksın. Altlarını temizleyip kurulayacaksın. Tohumluğudur, danasıdır… Bunlara gelmeden, yatırım maliyetleri yüksek bir kere. Diyelim bir inek şu an 15 bin lira ise, bir 15 bin lira da yıllık yediği olur. Ivırı zıvırı, ahırı derken en az 15 bin lira da hayvan başı yatırım tutar. Yani bir inek bakayım, zarar etmeyeyim, para kazanayım diyen birinin cebinde 15 değil, minimum 50 bin lira olması lazım.

Bizim bir veteriner abimiz vardı. Ziyaretine gittim bir gün. Sohbet ettiğimiz sırada biri geldi. Hayvancılık işine gireceğim ama öncesinde size bir danışayım, dedi. Adam anlattı, biz dinledik. Konuşması bitince yaşı bizden büyük veteriner,  “Senin yapacağın iş tabiata aykırı.” dedi. “Hazreti Allah, önce ruhları yarattı. Sonrasında onların rızkını. Ardından ruhlarımıza bir mekân olarak da bedenimizi. Anlattığın proje güzel. Fakat hayvanların yemi yok, projene almamışsın. İçine girebilecekleri bir mekân yok, yapmamışsın. Bu iş olmaz, tabiata aykırı.”

İşin özü bu aslında. Ama ne yapılıyor: Cebinde 50 bin lira parası var. 10 bin liradan beş tane inek eder, diyor, gerisini düşünmeden. İyi de bu inekler, bir yerde barınacak. Barındığı yerin etrafı çevrilecek. Sağım ünitesi, yem karma ünitesi olacak. Yem, saman, ot alınacak.

Hayvancılıkta en önemli maliyet olan; arpayı, silajı, yoncayı, samanı yazdan temin etmek, stok etmek gerek. Hem kaliteli ve içindeki besin değerleri de yüksek olmalı. Bunlar zamanında alınırsa ucuza temin edilir. Bazıları hayvanı alıyor. Kış geliyor; saman yok, silaj yok, ot yok… Gidiyor samancıya her şey olmuş iki katı. Almak zorunda. Alıyor, zarar ediyor. Yem de yoksa, batma noktasına geliyor, çoğu da batıyor. Bütün her şey tamam olsa da kurulan bu yeni sistemin kendini toparlaması, para kazandırması üçüncü yıldan sonra mümkün olur ancak.

Hayvancılıkla uğraşan birinin en azından bilmesi ve dikkat etmesi gereken şeyler nelerdir?

Bazen veteriner, çok uzakta ya da başka bir işle meşgul olabiliyor. Bundan dolayı veterinerine danışarak en azından enjeksiyon yapabilmeli ve doğum yaptırabilmelidir. Ama hayvancılıkta en önemli şey gözlemdir. Gözler her an hayvanların üzerinde olmalı. Detaylar can kurtarır. Sadece kendi hayvanlarını da değil, çevresini de gözlemleyecek. Mesela, hayvan, önüne konan yiyeceği yerken bir anda durur, yemez. Bu, hayvanda bir rahatsızlığın başladığına işarettir. Bitkinlik, halsizlik, iştahsızlık, yüksek ateş, gözlerden yaş gelmesi… Hepsi birer işarettir. Ne kadar erken gördün, o kadar iyi. Hayvancağızların dili yok ki konuşsun. Biz de gittiğimizde sahibine soracağız. Ne zamandır böyle? En son ne yedi? Konu komşunun hayvanlarında hastalık var mı? Ona göre de bir reçete yazacağız.

Hayvancılıkta hastalıklar, büyük ölçüde beslenmeden kaynaklanıyor. Rahmin bozulmasından, memelerin kör olmasına kadar tesir eder. Dikkat edilmezse, detaycı olunmazsa, hayvanlar verimden düşer.

“Hayvanlarını anbean takip eden, aşılarını yaptıran ve çevresini gözlemleyen birinin kaybı olmaz.”

Kayıplar oluyor mu yine de?

Hayvanlarını anbean takip eden, aşılarını yaptıran ve çevresini gözlemleyen birinin kaybı, yok denecek kadar az olur. Fakat cahillik diye bir illet var ki, çoğu kayba o sebep olur. Atadan, babadan görmüş sadece, başka bir iş bilmiyor. İlgi yok. Ben doğdum doğalı çobanım diyor, araştırma yapmıyor. Bakıyorsun ağılın içi havasız, kuzular çamurun içine doğmuş. Ki kuzuların kuru yerde doğması lazım. Göbek iltihabı kapar yoksa. Bir hafta sonra ishal başlar, bir ay sürer. Bir kere ishal başladı mı, hayır bekleme artık. Hayvan gelişemiyor. Belki üç ayda ulaşacağı olgunluğa, on ay geçiyor yine ulaşamıyor. Çoğu bu şekilde telef oluyor. Sevgi olsa böyle mi olur? Sevgi de yok. Bu üçü olmazsa, yani ilgi, bilgi, sevgi olmazsa bu iş yürümez.

“Sürüyü sürü yapan koçtur koyunculukta. Koçun iyi olacak. Elinde hangi koyun varsa onun ırk özelliklerini taşıyacak.”

Her ırk her bölgede yetiştirilir mi?

Şöyle desek daha doğru olur aslında: Aileye ve pazarına göre hayvancılık… Eğer hayvandan süt, yoğurt, peynir elde edip bunları pazarlama düşüncesi varsa sütçü ırk seçilmeli. Zahmetli olduğundan, aile olmadan pek yapılacak bir iş değildir. Aile halkı da sevmeli bu işi. Tek kişiden başka ilgilenen yoksa, evin hanımı da sağım işini sevmiyorsa, sağımı yapılmayan, sadece yavru ve et elde edilecek ırk tercih edilmeli. Bu minvalde, o bölgeye adaptasyon sağlamış hayvanlar tercih edilirse daha iyi olur.

Paranız varsa ve daha çok kazanmak istiyorsanız, Türkiye’de olmayan bir ırkı getirin yurt dışından; beş yüz, bin tane. Türkiye’de tanınıncaya, yayılıncaya kadar iyi paralar kazanırsınız. Mesela, “romanov” cinsi bir koyun getirdiler Rusya’dan. Bu koyun çok küçük. Çok da aksi bir hayvan. Dört-altı ay arasında gebeleşiyor. Dört, beş, altı yavru kuzuluyor bir batında. Ama ne et tutuyor ne sütü var adamakıllı. Yavru sayısı çok olduğu için ölüm oranı da çok. Yani anlayacağınız sıkıntılı bir ırk. Ama iyi paralara sattılar, satıyorlar bu işe yeni başlayan, başlayacak heyecanlılara. Tabii duyunca bir batında altı kuzuyu, iyi bir ırk olduğunu zannediyorlar.

İyi bir ırk demişken, sürüyü sürü yapan koçtur koyunculukta. Koçun iyi olacak. Elinde hangi koyun varsa onun ırk özelliklerini taşıyacak. Irkı bozmak iyi olmaz. Melezleme de oluyor ama bunda başarı oranı çok düşük. Satarken de kolay satılmaz. Değer kaybettiğinden pek bakan olmuyor. Saf ırk 2000 liraysa bunun melezi 1500 lira mesela. O yüzden koçu iyi seçmek lazım. İşi pek bilmeyen, bilen biriyle ya da veterinerle seçmesi iyi olur koçu. Sürünün saflığının bozulması, zarar demektir.

Geleneksel Yapılan Hayvancılık: Dededen, babadan görülerek yapılan hayvancılık. Bu tarz yapılan hayvancılıkta problemle karşılaşıldığında bir uzmana danışılır. İleriye dönük bilinçli projelerden ziyade, hayvancılığı bir şekilde devam ettirme ile hareket edilir. Çiftçiliğin diğer kalemlerinden zarar edildiğinde hayvancılık ile acil ihtiyaçlar görülmek istenir.

Butik Hayvancılık: Bir hayalin peşine düşerek, geleneksel tarz ile endüstriyel tarz arasında şahsa münhasır yapılan hayvancılıktır. Bu alanda faaliyet yürütenler, uzmanından destek alarak bilinçli projeler çıkabilirler. Hayvancılık hem bir geçim kaynağı hem de ideal olan bir tarzı, insanlara gösterme olarak ele alınır.

Endüstriyel Hayvancılık: Hayvancılık, dünya standartlarında ele alınır. Dünyanın diğer yerlerinde hayvancılık, endüstriyel olarak nasıl yapılıyorsa, öyle yapılmaya çalışılır. Sermaye sahibi ile işleri takip eden uzman çalışanlar, hayvancılığı her an sürdürülebilir, kâr elde eden bir yapı olarak kurgularlar.

Sermaye var, sistem kuruldu, ırk belirlendi, sıra hayvan alma işine geldi. Hayvan alırken sonradan zorluk yaşanmaması için nelere dikkat edilmeli?

Her şeyden önce, işe hiçbir şey bilmeden başlayacakların hemen yatırım yapmamaları daha iyi olur. Kiralık yerler varsa, -ahır, arazi gibi- bunları üç dört yıllığına kiralasınlar. Çünkü yatırım yaptıktan sonra bırakıp gidemiyorsun. Yatırım demek, kök salmak demek. Köklerini koparıp bir kenara atamıyorsun. İçine dokunuyor. Kiralık öyle değil, baktın zarar ediyorsun, elindekilerini satıp bırakabiliyorsun işi. Öbür türlü zarar üçe katlıyor. Biyolojik ve psikolojik etkileri de cabası.

Bir şekilde sistem kurulduysa da kayıt sistemi olan çiftliklerden ya da üreticilerden alınmalı hayvan. Gerekirse bin lira pahalı olsun. Pazar malı ucuz ama genelde iyi olmuyor ve çoğu ıskartaya çıkartılmış oluyor. Civar köyde, falan kişi hayvanlarını satıyor, uyguna da veriyor, deyip gidip almak doğru olmayabilir. Hele ki işe yeni başlamışsa, hayvandan anlamıyorsa yanında ya veteriner ya da bu işten iyi anlayan biri bulunmalı muhakkak.  Acemi insan, o hayvanın iyi mi, kötü mü; verimli mi, verimsiz mi; genç mi, yaşlı mı; sağlıklı mı, sağlıksız mı olduğunu anlayamaz. Alırsa ve kötü çıkarsa zarar eder. Ki böyle sıfıra inen, kaybeden çok insan gördüm. Ucuz, uygun diye almış, sonra elinde kalmış. Veyahut da gebe ya da yavrulu almak lazım. Alınan hayvandan zarar etse bile, yavrusuyla bu açığını kapatabilir.

Püf noktası hiç yok mu, hayvan seçmenin?

Bu aralar küçükbaş hayvancılık yapma merakı revaçta olduğundan ondan bahsedeyim. Koyunlarda dişine bakacak, yaşlı mı, değil mi diye. Üst damağında diş olmaz koyunun, bütün dişler alt damağınadır. Önce süt dişleri çıkar, büyüdükçe de kalıcı dişler çıkmaya başlar. Alt damağının ortasında iki kalıcı diş çıktıysa bir, bir buçuk yaşındadır. Onların yanlarında iki tane daha çıktıysa bir buçuk, iki yaşında olmuştur. Onların da yanlarında birer tane çıktı ve kalıcı dişler altıya ulaştıysa iki, üç yaş arasındadır. Süt dişleri dökülmüş ve ağzındaki bütün dişler düzgün bir hale gelmişse, koyun üç ve üçün üzerindedir artık. Bundan sonra diş dökülmeleri başlar ve koyun, yaşlı sınıfına girer. Otları kopartamaz, yem yiyemez duruma gelir. Malum, üreme özellikleri ve süt verimi de kısıtlanıyor yaşlanınca. Bir de alınırken memesine bakılmalı koyunun. Bu kısım, sarkmamış, derli toplu, sağlam olacak. Kör olup olmamasına özellikle dikkat edilmeli. Sen, kuzular emiyor zannetsen de onların karnına bir şey inmiyordur. Müdahale edilmezse sonrası ölüm ve zarar.

Şunu da unutmamak gerekir: Büyükbaş hayvanlarda kurban kesim yaşı olan ikinci yaş dişleri çok önemlidir. İkinci yaş dişleri çıkmayan, yani kapak atmayan hayvandan kurban olmaz. Bilen, bilir. Bilmeyen de hayvan seçerken birinden yardım almalıdır.

“İşe, hiçbir şey bilmeden başlayacakların hemen yatırım yapmamaları daha iyi olur. Çünkü yatırım yaptıktan sonra bırakıp gidemiyorsun. Yatırım demek, kök salmak demektir.”

Kapalı ya da etrafı çitle çevrili bir yerde hayvancılık yapılır mı?

Koyunculuk, kapalı alanda yapılmaz, mutlaka gezmesi, dolaşması lazım. Yayılmayan koyunun dizlerinde şişlik olur, tırnak problemleri oluşur, topallaşır ve yağlandığı için de üreme faaliyeti yavaşlar.

Tavukçulukta olduğu gibi belli bir alanı çitle çevirip o alan içinde küçükbaş hayvancılığının yapılması, orada kendilerine hareket alanı bulsalar bile, şu anki yem fiyatlarında olmaz. Dağ-bayır gezmesi hayvan için daha iyi olur yine de. En basitinden çitin içinde tek tip ot yer, merada etine ve sütüne lezzet katacak envaiçeşit bitkiden beslenir.

Büyükbaşlar için hem kapalı hem açık yer olmalı. Gezim alanı ne kadar geniş olursa verim de o kadar iyi olur; sütte de ette de. Yaz aylarında sıcaklıkların fazla olduğu yerlerde ahırlarda iklimlendirme için fanların olması, kışında hayvanların altlarının kuru tutulması yeterli olur. Ahır çok büyük değilse, kendi vücut ısıları içeriyi ısıtır kışın.

Eğer bir kişinin geniş arazileri varsa ya da böyle bir yer kiralayabilirse “salma sığırcılık” yapması o kişiye daha iyi kazanç sağlar. Düşünün, 100-200 dönümlük bir yeriniz var yahut kiraladınız. Etrafını çitle çevirdiniz. Gece-gündüz hayvanlar burada. Bu alan içinde dolanıyorlar, yiyorlar, içiyorlar, yatıyorlar. Çok fazla ota, yeme, samana ihtiyaç olmuyor. Böyle olunca da ahırlarda beslenenlere göre maliyeti daha az oluyor.

“İlgi, bilgi ve sevgi, hayvancılığın mottosudur. Yaptığı işin bekasını isteyen, bu üçüne de sahip olmalı.”

Emek verilmeden, kafa yormadan yapılamayacak bir işe benziyor…

Tam da öyle. Mesela, zamanında ucuz ama kaliteli ham madde stoklanmalıdır. Fabrika yeminden ziyade yazın yoncanı, silajını, samanını, arpanı alacaksın. Samanı kaç paraya alıyorum değil, birim proteini kaç paraya alıyorum demeliyiz. İnsanlar genelde ucuza yöneliyor. Ucuz ama hayvanın bundan yararlanabilirliği yok. Mesela, bir ayçiçeği küspesi var, bir de pamuk tohumu küspesi. Bunları ele alalım. İkisinin de protein değeri %32. Ayçiçeği küspesinde selüloz oranı çok yüksek olduğundan hayvan, bu proteinin %18’ini kullanır, geri kalan %14’ünü dışkıyla atar. Pamuk tohumu küspesinde proteinin kana geçiş oranı yüksektir. Hayvan bu proteinin de %26’sını kullanır.

İnsanlar da ucuz diye ayçiçeği küspesini alıyorlar. Bunun fiyatı, diyelim 35, pamuk küspesinin fiyatı 50 lira. Fakat Ayçiçek küspesi, sütteki yağ oranını artırıyor sadece. Sütün oranını ve et randımanını o kadar artırmıyor. Pamuk küspesi, hem süt oranını hem de et randımanını artırıyor. Ucuza alarak kazanç elde ettiğini zannediyor ama resmin bütününe bakıldığında zararda.

Ayrıca hayvanların, yiyeceklerini ya kendin üreteceksin ya da etini, sütünü kendin pazarlayacaksın. İyi bir kazanç elde edeyim diyorsan, bu ikisinden birini eline alman lazım. Diğer türlü, hem yiyecekleri başkasından alır, etini de sütünü de başkası pazarlarsa, kısalırsın da uzayamazsın.

Bir de bu işe, kredi çekerek başlamak -düşük faizli bile olsa- hiç uygun değil. Yani krediye değil, birikimine güven. Banka kredisi ile iş yapmayın, sözü burada tam da yerine oturuyor aslında.

İlgi, bilgi ve sevgi, hayvancılığın mottosudur. Yaptığı işin bekasını isteyen, bu üçüne de sahip olmalı. Ne kadar ilgi, bilgi, sevgi; o kadar verim, o kadar kazanç…

En Yeniler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu