Yalanı Ruha Sindirme Düzeneği ALGI OYUNLARI

0

Önce itiraf edin. Siz de minik bir algı yaptınız değil mi? Yaşınız sorulduğunda çocukken sırasıyla sayıları, 30’u geçince de doğum tarihinizi söylemeye başladınız. Bu algının en güzel, masum haliydi. Olan bir şeyi farklı şekilde ifade etmekti. Anladınız ki neye inandırılmak istiyorsunuz, bütün veriler ona göre hazırlanabilirdi.

Algı nerelerde nasıl oluşturuluyor,  buna hangi bilimler alet ediliyor ve sonunda kandırılmamak için nasıl bir yol izlerdiniz? Hepsi bu yazının içinde misalleriyle anlatılıyor.

İlk dikkat çekici misal

Farklı dillerde yayın yapan bir coğrafya dergisi, dindeki önemli günleri grafiklemişti. Dergide en etkili infografik, bu iki sayfa için ayrılmıştı. Dinlerdeki mukaddes günler hangisinde fazla? En büyük grafik hangisine ait sizce? Göstergebilim gözüyle bakalım. Yahudilik 20’ye yakın günle büyük grafikte birinci sırada idi. İslamiyet ise Uzak Doğu inanç sisteminin yanında küçük bir grafikle yer almıştı. 9 gün, mübarek gün olarak gösterilmişti.

Burada yalan demek ağır olur; ama algı oluşturulmak için sadece dini günlerde verilen tatiller esas alınmıştı. Evet dini günlerdeki resmî tatile bakılırsa arife günü dahil 9 gün olduğu doğrudur; ama eksiktir.

30 günlük Ramazan-ı Şerif oruç ayını nereye koyacaksın mesela? Umre günleri ve hac ayları nerede acaba? Bunlar mübarek gün sınıfına dahil değil mi? Dahası nafile oruçlar, 5 mübarek kandil… 5 vakit, 40 rekat farz vakit namazları da dine dahil değil miydi? Resmiyete bakıp dinî günler hakkında hüküm vermek ancak bu kadar olabilirdi zaten.

İlluminati ile palazlanan ve biraz da mizaha vurulan süreçte göstergebilim, silah gibi kullanılıyor. Nerede? TV’lerde, sair medya araçlarında. İnsanlar, kendi arzu ve tasvir ettikleri, görmek istedikleri zihni kalıplara dökülmeye çalışılıyor. En fazla da Yahudilere ait inanç ve değerler üzerinden şekillendirilmeye çalışılıyor insanlık tarihi. Buna din sosyolojisi açısından “Yahudi mühendisliği” de denilebilir. Yukarıdaki misal buna kâfidir.

Yalanı ruha sindirme operasyonu

Algı; psikolojide, pazarlama sektöründe, sonra da siyasette uygulandı. Esasında psikoloji bilimi ile insanın ruhunu esir almak istiyorlar. Ruhumuzu hacklemek istiyorlar. “Kelimelerle İknanın Psikolojisi” kitabında Joe Vitale bunu anlatmaya çalışmıştır. Birçok psikolog, pazarlamacı veya insanları ikna eden herhangi biri size iki temel motivasyon aracı olduğunu söyleyecektir: “Acı ve zevk.” Bütün reklamların temel kanunudur bu. Bir de ikazı vardır. “Lütfen bu kitabı iyiye kullanın.” Hiç de öyle olmadı. Toplum mühendisliği bir meslek haline getirildi. Anlamak manası olan idrak; algı oluşturmak şekline dönüştürüldü. Algı oyunları başlatıldı. Bu, çok katmanlı bir algoritmaya benzerdi.

Çok katmanlı algı algoritması

Kimse size “yalan söylüyorum” demez. O yüzden yalanı görmeniz sizin idrak seviyenize kalmış.  Algı ak ile kara arasında gri bir alan. Yalana geçişte transfer noktası gibi duruyor. Yalana nispetle, algı çok yeni bir kelime ama eskiye uzanan acayip, kendisi gibi karışık bir algoritması var. Önce neyi güzel gösterdiğiniz veya neyi örttüğünüz çok mühim.

Bu araya bazı tarifler giriyor. Mesela kafir, küfrünü gizlemez, imanı ve İslam’ı örter. Mümin ise küfrü örter ve kötüler; imanı ve İslam’ı izhar eder. Peki, bunun arasında bir kelime var mıdır? Evet vardır; münafık, bunun tarifteki adı tam olarak böyle şekilleniyor. Zira münafık, kendi küfrünü süslü sözler ve görseller ile gizler; amma diğer taraftan da imanı ve İslam’ını halka göstermeye çalışır. İşte algının en tehlikeli raddesi budur. Çünkü tarihteki en büyük algı oyunları, münafıklar tarafından sahnelenmiştir.

Şimdi  “gösteri çağında”  yaşadığımız düşünülürse mürai, yani riya eden, gösteriş yapan nerde duruyor? Hemen biraz gerisinde, çünkü “gösteriş ve nümayiş sevdalıları” kendini görenler iyi kimseler olduğuna inansınlar diye alenen fazlasıyla huşu’ ve iyilik alametleri sergilerler. Yani süslü sözler ve renkler ile şov yaparlar. Yalan, söz ve gözle yapılır.

Onun için algının dini ve itikadı bozmak için yapılan kısmını en net “münafık” kelimesi üzerinden tarif etmek daha görünür kılar. Zira, münafıklık beyaz pirinçle dolu bir kapta beyaz taşlara teşbih edilmiştir. Dişe dokunmayınca varlığından haberdar olunamaz. İşte algı o pirincin içindeki taşlardır. Eğer pirinç için taşlara rıza göstermiş iseniz algıyı yutmuşsunuzdur.  Ama siz, pirince giderken evdeki bulgurdan olmayın. Peki, algıyı yaymak için kullanılan malzemeler neler dersiniz?

Algı, uzun bir korku koridorudur

Birincisi “Acı ve korku” sağlık üzerinden; ikincisici “zevk”, ekonomi ve para üzerinden temellendirilir. Ölüm korkusu ile lüks yaşamak arasında ibre en alt kesimden en üst kesime vaatlerle süslenir. “Gelecek ve yeni” kelimeleri her zaman algıyı pazarlama aracıdır. Eskiyi hatırlat, acısını deş, yarasını kanat; kelimelerle süsle, ismini değiştir, “yeni” kelimesini başa yerleştir. Türkiye’de bir zaman acıyla yoğrulan dönemleri “arabesk” diye niteleyip, sonra hiçbir şey olmamış gibi onu popüler kültür ile parlatıp, revaç bulmasını sağlamak, algının uzun soluklu olduğunun delilidir. Acılarla devşirilen olaylar ve kişilerin yıllar sonra revaç bulması başka nasıl anlatılabilir. “Acı beklerse, güzelleşir.” Toplumun kanayan yarası haline getirilir ve devamlı sömürülür. Devamında istatistikler devreye girer.

İnsaflı bir istatistikçi önümüze konan bir anket sonucu karşısında şu soruyu sormamızı öğütler; “Bu sonuca varmak için kaç kişiye anket uyguladınız?” Ya da “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” eserinde Halit Ayarcı gibi her nevi anketin sonucunu baştan verip “Soruları ve sebepleri” mi doldurtuyorlar? Ya da senin almak, duyurmak istediğin cevaplar hangisi, soruları ona göre soralım mı, demektir.

Rakamlarla oynamak

Bir tıp otoritesi falan olmayan mizah yazarı Henry G. Felsen, bir süre önce, iyi bir tedavinin soğuk algınlığını 7 günde iyileştireceğini; kendi haline bırakılırsa bir hafta kadar sürdüğünü yazıyordu. Devam edelim, bir metro inşaatı bitiş süresi 1095 gün gösterilir; halbuki bu 3 yıl demektir. İnsan zihninde yıl, her zaman daha büyüktür ve geçişi yavaştır; ancak günler hızla gelip geçer. Tarihlendirme vazgeçilmezdir.

Tarihin ayarları ile oynamak

İnsanlar tarihi, güncel siyasete malzeme olarak yorumluyor, yorumlarla güncele adapte ediyor. Tarihe bakılan zaviye/bakış açısı çok geniş, her toplumun tarih algısı ve bunun yansıtılması farklıdır.

Mesela asır kelimesi; 40 yıllık bir durum, yarım asra yakın diyerek, 25 yıl çeyrek asır ile zihinde büyük yer kaplar. Bunu en fazla romanlarda görürüz. Hikayede geçen zamanı, birtakım büyük hadiseler ve tarihlendirmelerden yola çıkarak belirleriz. Mesela kişiyi öne çıkarmak istiyorsanız Fatih Sultan Mehmed devrinde, eğer o tarihi öğretmek istiyorsanız 1453 İstanbul’un Fethi’nden sonra denilir. Eğer oryantalist bir bakış açısı ile anlatırsanız Avrupa’nın karanlıkta kaldığı ‘Orta Çağ zamanında’ diyerek sanki Osmanlı’da da Orta Çağ yaşanmış algısını oluşturursunuz.

Gençlerin din algısı

Hıristiyanlık âleminde görülen Rönesans ve Reform; İslamiyet ile yan yana getirilmeye çalışılır. Dinde reform, mezhepsizlik gibi cereyanlar zuhur eder. Tarih, kelime yakınlaştırılmasıyla yanlış bir algı zeminine çekilir. Dahası ekranlar da buna müdahil olur. “Gençlerin din dili” üzerine üniversiteliler arasında yapılan bir çalışma, bunu gözler önüne serer. “Siyasetin ve idarenin ana gündemi olmamasına rağmen, dillerinden dinî motifli sözlerin eksik olmaması hususudur. Din dilinin ve dolayısıyla dinin, siyasî çıkarlar uğruna kullanılması birçok genç için ‘İslam buysa’ yaklaşımıyla dinden uzaklaşması sonucunu doğurabiliyor.” Tehlikesi de şöyle belirtiliyor. “Güncel siyasî meseleler din kılıfı giydirilerek gençlerin gündemine sokuluyor.” En doğru değerleriyle tarihin esas sahasına oturtulması, daha doğrusu tarih algısını değiştirmek, ecdadın sahip olduğu itikatla anlatılan tarihin buluşturulmasıyla mümkün. Tarihin ve rakamın yetmediği yerde oranlar devreye girer.

Bu yazının devamını İnsan ve Hayat Dergisi’nin 110. sayısından (Nisan 2019) okuyabilirsiniz.

BU SAYIYI SATIN AL E-DERGİYİ SATIN AL
(Toplam 1.291 kez okundu. Bugün: 1)
PAYLAŞ:

Fikrinizi Belirtin.